Partnerimin ne hissettiğini bilmek mi, sormak mı?

Yakınlık, empati ve kendi yorumlarımızın sınırı

Partnerimin ne hissettiğini bilmek mi, sormak mı?

“Onu çok iyi tanıyorum. Şu anda ne düşündüğünü biliyorum.”

Uzun süredir birlikte olduğumuz kişinin yüzünü, sesini ve sessizliğini tanırız. Kaşının hareketinden kızdığını, kısa cevabından canının sıkkın olduğunu düşünebiliriz. Çoğu zaman tahminimiz doğru da çıkabilir.

Ama birini iyi tanımak, o anda ne yaşadığını kesin olarak bilmek değildir.

Yakınlık, karşımızdakine karşı hassasiyetimizi artırabilir. Fakat bazen de artık sormaya gerek olmadığı duygusunu yaratır. “Ne hissettiğini zaten biliyorum” dediğimizde, onun anlatacağı yeni veya farklı bir şeye yer kalmayabilir.

Gördüğümüz şey ile verdiğimiz anlam aynı değildir

Şu iki cümleye bakalım:

“Ben konuşurken telefona baktın.”
“Söylediklerimi önemsemiyorsun.”

İlk cümle görülebilen bir davranışı anlatır. İkinci cümle ise bu davranışa verdiğimiz anlamdır.

Telefonuna bakmasının nedeni ilgisizlik olabilir. Ama acil bir mesaj bekliyor, kaygılı hissediyor veya dikkati bir an dağılmış da olabilir. Davranışın kendisi, hangi açıklamanın doğru olduğunu söylemez.

Benzer örnekler günlük hayatta sık görülür:

  • Kısa cevap vermek ilgisizlik olabilir; yorgunluk da olabilir.
  • Bir davete gitmek istememek aileyi reddetmek olabilir; kalabalıkta zorlanmak da olabilir.
  • Sessiz kalmak öfke olabilir; ne söyleyeceğini bilememek de olabilir.
  • Yalnız kalmak istemek uzaklaşma olabilir; toparlanma ihtiyacı da olabilir.

Yorumumuz yanlış olmak zorunda değildir. Ancak sormadan önce hâlâ bir yorumdur, bilgi değildir.

Neden kendi yorumumuzu gerçek sanırız?

Bir davranış gördüğümüzde zihnimiz hızla bir anlam üretir. Bu anlam çoğu zaman geçmiş deneyimlerimizden, korkularımızdan ve o anki duygumuzdan etkilenir.

Örneğin:

  • Terk edilmekten korkuyorsam partnerimin sessizliğini uzaklaşma olarak görebilirim.
  • Kendimi yetersiz hissediyorsam onun yorgunluğunu benden memnun olmaması şeklinde yorumlayabilirim.
  • Çok kaygılıysam kısa bir cevabı öfke gibi duyabilirim.
  • Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım varsa onun konuşma isteğini baskı olarak görebilirim.

Partnerlerin günlük duygularını inceleyen araştırmalar da insanların karşılarındaki kişinin ne hissettiğini tahmin ederken kendi duygularından etkilenebildiğini gösteriyor.

Bu nedenle iki soru birlikte önemlidir:

“Onun ne hissettiğini düşünüyorum?”
“Benim şu anki duygum bu tahmini nasıl etkiliyor olabilir?”

Empatik doğruluk nedir?

Araştırmalarda kullanılan empatik doğruluk kavramı, bir kişinin karşısındakinin düşünce ve duygularını ne kadar doğru anlayabildiğini anlatır.

Bu bir zihin okuma yeteneği değildir. Araştırmalarda kişi önce kendi düşünce veya duygusunu anlatır. Partneri de onun ne yaşadığını tahmin eder. Daha sonra tahmin ile kişinin kendi anlatımı arasındaki uyuma bakılır.

Yirmi bir çalışmayı bir araya getiren bir araştırma incelemesi, partnerin duygu ve düşüncelerini daha doğru anlamak ile ilişki doyumu arasında küçük ama anlamlı bir bağlantı buldu. Bağlantı, olumsuz duyguları anlamada biraz daha güçlüydü.

Bu sonuç “İyi bir eş, karşısındakinin aklından geçeni bilmelidir” demiyor. Tam tersine, tahminimizi kesin gerçek saymak yerine karşı tarafın anlatımına açık olmanın değerli olabileceğini gösteriyor.

Sormak neden zor olabilir?

“Bu olay senin için ne anlama geldi?” diye sormak kolay görünür. Ama cevabı duymak her zaman kolay değildir.

Partnerimiz, iyi niyetle yaptığımız bir davranışın onda baskı, yalnızlık veya değersizlik duygusu yarattığını söyleyebilir. Biz kendimizi sevgi dolu veya koruyucu görürken o davranışımızı denetim gibi yaşamış olabilir.

Bu cevap bizi hemen savunmaya itebilir:

“Ama benim niyetim bu değildi.”
“Beni yanlış anlamışsın.”
“Sen de her şeyi kötüye yoruyorsun.”

Niyetimizi açıklamak elbette önemlidir. Fakat bunu çok hızlı yaptığımızda, karşı tarafın yaşadığı etkiyi duymadan konuşmayı kendi niyetimize geri getirmiş oluruz.

Gerçek merak yalnız soru sormak değildir. Cevabın bizim bildiğimizi düşündüğümüz şeyden farklı olabileceğini kabul etmektir.

Merak etmek ile sorguya çekmek aynı değildir

Her soru karşı tarafı anlamaya çalışmaz. Bazı soruların içinde beklenen cevap zaten vardır:

“Bunu nasıl böyle anlayabilirsin?”
“Benim öyle biri olmadığımı bilmiyor musun?”
“Gerçekten bunun önemli bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?”

Bu soruların sonunda karşı taraftan kendi deneyimini anlatması değil, bizim görüşümüzü kabul etmesi beklenir.

Daha açık sorular şöyledir:

  • “Sessiz kaldığında senin için ne oluyordu?”
  • “Söylediğim cümleyi nasıl duydun?”
  • “Bu konuyu açtığımda en zor gelen neydi?”
  • “Şu anda benden neye ihtiyacın var: Dinlememe mi, cevap vermeme mi, biraz alan bırakmama mı?”

Bu soruların amacı doğru cevabı almak değil, karşı tarafın deneyimine yer açmaktır.

Anlamak, aynı fikirde olmak değildir

Partnerimizi anlamaya çalışmak, onun her yorumuna katılmamız veya her isteğini kabul etmemiz anlamına gelmez.

Örneğin iki kişi şöyle konuşabilir:

“Bu konuşmanın yoğunluğu nedeniyle ara vermek istediğini anlıyorum. Benim için de konunun unutulmaması önemli. Ne zaman geri döneceğimizi belirleyebilir miyiz?”

Bu cümlede bir kişi diğerinin ihtiyacını duyar. Aynı zamanda kendi ihtiyacını da korur.

Şunlar aynı anda mümkün olabilir:

  • “Neden kırıldığını anlayabiliyorum” ve “Olayı seninle aynı şekilde görmüyorum.”
  • “Yalnız kalmaya ihtiyacını duyuyorum” ve “Ne zaman yeniden konuşacağımızı bilmek istiyorum.”
  • “Bu davranışımın seni etkilediğini kabul ediyorum” ve “Niyetimin zarar vermek olmadığını da anlatmak istiyorum.”

Anlamak, farkın ortadan kalkması değildir. Farklılığın kavga etmeden konuşulabilir hâle gelmesidir.

Doğru anlayıp anlamadığımızı nasıl kontrol ederiz?

Karşı tarafın söylediğini kendi cümlemizle tekrar etmek yararlı olabilir:

“Seni doğru anladıysam konuya itiraz etmiyorsun. Ben konuyu ansızın açtığım için kendini hazırlıksız hissettin ve kapandın. Doğru mu?”

Bu cümlenin en önemli kısmı “Doğru mu?” sorusudur. Kişi kendi yorumunu gerçek olarak sunmaz. Karşı tarafa düzeltme hakkı verir.

Partner “Hayır, mesele bu değildi” diyebilir. O zaman amaç ilk tahminimizi savunmak değil, yeniden dinlemektir:

“Peki, yanlış anlamışım. Sen anlatır mısın?”

Empati, ilk seferde doğru tahmin etmekten çok, yanlış anladığımızda bunu değiştirebilmektir.

Tahminlerimiz konuşmayı nasıl etkiler?

Partnerimizin davranışına verdiğimiz anlam yalnızca zihnimizde kalmaz. Ona göre davranmaya başlarız.

Örneğin partnerimin sessizliğini “Beni önemsemiyor” diye yorumlarsam, cevap almak için daha çok soru sorabilirim. O, sorularımı eleştiri veya baskı gibi yaşayıp daha fazla kapanabilir. Ben de kapanmasını ilk düşüncemin kanıtı sayabilirim:

“Zaten beni umursamadığını biliyordum.”

Böylece tahminim, korktuğum sonucu oluşturan konuşmaya katkıda bulunur.

Bu noktada şu soru konuşmayı yavaşlatabilir:

“Şu anda onun davranışını mı görüyorum, yoksa davranışa verdiğim anlamı mı gerçek kabul ediyorum?”

Küçük bir uygulama

Yakın zamanda yaşadığınız bir anlaşmazlığı düşünün ve şu dört cümleyi tamamlayın:

  1. Gördüğüm davranış şuydu: …
  2. Bu davranışın şu anlama geldiğini düşündüm: …
  3. Böyle düşününce şunu hissettim ve şöyle davrandım: …
  4. Sorduğumda partnerimin açıklaması şuydu: …

İkinci ve dördüncü cevap aynı olabilir. Farklı da olabilir. Amaç kimin yanıldığını bulmak değil, yorum ile bilgi arasındaki farkı görebilmektir.

Yakınlık, karşımızdaki kişiyi artık soru sormaya gerek kalmayacak kadar bilmek değildir. Yıllardır tanıdığımız insanın da değişebileceğini, aynı olayı bizden farklı yaşayabileceğini ve hâlâ anlatacak yeni şeyleri olabileceğini kabul etmektir.

Karşılıklı etkiyi, tekrar eden döngüleri ve arada oluşanı sistemik bir bakışla kendi deneyiminizde keşfedin.

İlişkini Anla’da keşfe başla →

Kaynaklar

  • Kouros, C. D., & Papp, L. M. (2019). Partners’ daily emotional experiences and empathic accuracy. Journal of Social and Personal Relationships. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29473151/
  • Sened, H., Lavidor, M., Lazarus, G., Bar-Kalifa, E., Rafaeli, E., & Ickes, W. (2017). Empathic accuracy and relationship satisfaction: A meta-analytic review. Journal of Family Psychology, 31(6), 742–752. https://doi.org/10.1037/fam0000320

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez.

Yaşamca Blog