Geçen hafta aynı tartışmanın iki kişi tarafından farklı yerlerden başlatılabileceğine baktık. Bu hafta hikâye ertesi güne uzanıyor.
Çünkü bir tartışma, konuşma durduğunda her zaman bitmez. Aklımızdan geçirir, içimizden tekrar eder, bazen bir arkadaşımıza veya güvendiğimiz birine anlatırız. Anlatırken bazı anları öne çıkarır, bazılarını kısa geçeriz.
Dinleyen kişi de bir şey söyler, susar, kızar veya bizi teselli eder. Sonra partnerimizin yanına döneriz. Yanımızda sadece yaşananlar değil, duyduğumuz yeni cümleler de olabilir.
Cumartesi akşamı
Selin ile Onur, pazar günü ne yapacaklarını konuşmaktadır.
Onur, “Annemlere uğrarız diye düşündüm,” der.
Selin’in yüzü düşer: “Yine bana sormadan plan yaptın.”
Onur, “Plan yapmadım, fikir söyledim,” diye karşılık verir.
Selin, “Seninle her şey böyle. Önce karar veriyorsun, sonra haber veriyorsun,” der.
Onur susar. Bir süre sonra başka odaya geçer.
Konuşma orada kalır.
Ertesi gün anlatılan iki hikâye
Selin sabah yakın bir arkadaşını arar:
“Yine bana sormadan ailesiyle plan yaptı. İtiraz edince de sustu, kalkıp gitti. Benim ne istediğim hiç önemli değil.”
Arkadaşı cevap verir:
“Ben olsam bu kez gitmezdim. Biraz da sen ne istiyorsan onu yap.”
Onur da bir arkadaşıyla telefonda konuşur:
“Pazar için bir öneri söyledim. Daha cümlem bitmeden, ‘Sen hep böylesin,’ dedi. Ne desem kavga oluyor. Ben de sustum.”
Arkadaşı şöyle der:
“Sen de biraz geri çekil. Her şeyi konuşmaya çalışma.”
İki arkadaş da sevdikleri kişiyi korumaya çalışmaktadır. Ancak yalnız kendilerine anlatılan kısmı bilirler. Tartışmanın öncesini, diğer kişinin ne duyduğunu veya konuşmanın nasıl kesildiğini görmemişlerdir.
Pazar akşamı Onur çekinerek sorar:
“Annemlere gidecek miyiz?”
Selin yüzüne bakmadan cevap verir:
“Ben gelmeyeceğim.”
Onur bir an bekler. Selin’in bu kadar kesin konuşmasına anlam veremez. Rahatsız olur ama nedenini sormaz.
“Tamam, nasıl istiyorsan öyle olsun,” der.
Ceketini alır ve evden çıkar. Kapı her zamankinden daha sert kapanır. Selin bunu öfke olarak görür. Onur ise reddedildiğini düşünerek uzaklaşır. Ortada henüz gerçek bir konuşma yoktur. Kısa cevaplar, susmalar, uzaklaşmalar ve ikisinin de kendi içinde yaptığı yorumlar vardır.
Dünkü tartışmaya iki yeni hareket eklenmiştir: Selin daha kesin bir yargıyla yaklaşır, Onur daha baştan geri çekilir.
Bu döngüye artık iki arkadaşın sözü karışmıştır. Selin ve Onur yaşananları kendi gördükleri yerden anlatır. Selin “Bu kez gitme,” Onur ise “Biraz geri çekil,” düşüncesiyle eve döner. Arkadaşları tartışmanın içinde değildir; ancak söyledikleri sözler Selin ile Onur’un bir sonraki tepkisini etkileyebilir.
“Bakan da döngünün içindedir” derken anlatılmak istenen budur: Bir ilişkiyi dinleyen kişi de verdiği karşılıkla daha sonra yaşanacaklara küçük bir iz bırakabilir.
İlişkinizi anlatırken yalnız partnerinizin ne yaptığını mı söylüyorsunuz, yoksa kendi sözlerinizi ve tepkilerinizi de hikâyeye katıyor musunuz?
Bir olayı nasıl anlattığımız önemlidir
Bir yakınımıza anlatmak rahatlatabilir. Ne yaşadığımızı kelimelere dökmemize, destek bulmamıza ve yalnız hissetmememize yardım edebilir. Anlatmak yanlış değildir.
Ama anlatırken farkında olmadan seçim yaparız. Hikâyeyi nereden başlatacağız? Hangi cümleyi hatırlayacağız? Partnerimizin hangi davranışını öne çıkaracağız? Kendi ses tonumuzdan, susmamızdan veya uzaklaşmamızdan söz edecek miyiz?
Bir olayı nasıl anlattığımız, bir süre sonra o olay hakkında ne düşündüğümüzü etkileyebilir. Araştırmalarda da insanların daha sonraki düşüncelerinin, anlattıkları hikâyeye yaklaşabildiği görüldü. Bizi dinleyen kişinin dikkatli olup olmaması da anlatırken kendimizle ilgili ne düşündüğümüzü etkileyebilir.
Selin ile Onur’un ilk sırası şöyledir:
Onur bir öneri yapar → Selin kendisine danışılmadığını düşünür → sert konuşur → Onur suçlandığını düşünür → susar ve uzaklaşır.
Ertesi gün anlatılanlar bu sırayı biraz daha uzatır:
Selin yaşananları kendi gördüğü yerden anlatır → arkadaşı “bu kez gitme” der → Selin kararından daha emin olur.
Onur yaşananları kendi gördüğü yerden anlatır → arkadaşı “biraz geri çekil” der → Onur konuşmaktan daha çok uzaklaşır.
Döngüye bakarken yalnız “Yakınım bana doğru mu söyledi?” diye sormak yetmez. Şunu da sorabiliriz:
Bu konuşmadan sonra partnerimin yanına hangi düşünceyle dönüyorum?
Birine yaşadıklarınızı anlatırken kendi yaptıklarınızı da söylemek, bütün suçu üzerinize almak değildir. Partnerinizin yaptıklarını görmezden gelmek de değildir.
Selin, “Yine bana sormadan plan yaptı,” derken, “Ben de sinirlenip sert konuştum,” diye ekleyebilir.
Onur, “Sadece bir fikir söyledim,” derken, “Daha önce de ona sormadan böyle planlar yaptım. Sonra da konuşmak yerine uzaklaştım,” diyebilir.
Amaç kimin daha suçlu olduğunu hesaplamak değil; konuşma sırasında iki tarafın da ne yaptığını daha açık görebilmektir.
Hikâyede göremediğimiz yere bakmak
Döngüleri fark ettikçe yalnız kimin haklı olduğunu bulmaya çalışmak yerine, gözden kaçırdığımız yerleri de merak edebiliriz. Bize hemen hak vermek yerine olaya başka bir açıdan bakmamıza yardım edebilecek bir arkadaşla, aile üyemizle veya uzmanla konuşabiliriz.
Bir uzman da her şeyi dışarıdan görüp doğru cevabı bilen kişi değildir. Onun sorduğu sorular da hikâyenin hangi tarafına bakacağımızı etkileyebilir.
“Ben bu hikâyede neyi görmüyor olabilirim?”
Şu sorular yaşananlara biraz daha geniş bakmaya yardım edebilir:
- “Bundan hemen önce ne olmuştu?”
- “Sen o anda ne söyledin veya ne yaptın?”
- “Onun ne düşündüğünü biliyor musun, yoksa sende nasıl bir his bıraktığını mı anlatıyorsun?”
- “Partnerinin yanına döndüğünde neyin farklı olmasını istiyorsun?”
Bu sorular, “O zaten böyle biri” demek yerine “Bu noktaya nasıl geldik?” diye bakmamızı kolaylaştırabilir.
Kavramı karşı tarafa çevirmemek
Bu yazıyı okuduktan sonra partnerinize “Sen de döngünün içindesin,” demek kolay olabilir. Ancak bu cümle yeni bir suçlamaya dönüşebilir. O zaman eski tartışma, yalnızca yeni kelimelerle devam eder.
Daha yararlı sorular şunlardır:
Ben bu tartışmada ne söyledim, ne yaptım veya neyi söylemeden geçtim? Bir sonraki sefer neyi farklı yapabilirim?
Desteğin gerekli olduğu yerler
Yakınlarımızla konuşmak bazen sadece yararlı değil, gereklidir. Korku, tehdit, takip, ekonomik kontrol, baskı, fiziksel veya cinsel şiddet varsa yalnız kalmamak ve uygun destek aramak önemlidir. Böyle durumlarda “İki taraf da bu döngüyü birlikte oluşturdu,” denemez. Sorumluluk, zarar veren kişiye aittir. İlişkide sürekli ve açık bir eşitsizlik varsa da “Benim payım ne?” sorusu bu eşitsizliği görmezden gelmek için kullanılmamalıdır.
Kendinize sorabileceğiniz yedi soru
Yakın zamanda birine anlattığınız ilişki olayını düşünün:
- Olayı anlatmaya nereden başladınız?
- Bundan hemen önce siz ne söylemiş veya yapmıştınız?
- Partnerinizin yaptığı şeyi mi anlattınız, yoksa onun niyeti hakkında bir yorum mu yaptınız?
- Konuştuğunuz kişiden ne beklediniz: sizi dinlemesini, rahatlatmasını, çözüm bulmasını veya size hak vermesini mi?
- Onun söylediği hangi cümle aklınızda kaldı?
- Bu cümle, partnerinize daha sonra nasıl yaklaştığınızı etkiledi mi?
- Kendi tepkinizi de anlattığınızda hikâye nasıl değişiyor?
İlişkini Anla, ilişkinizde tekrar eden davranışları ve bu davranışlara verdiğiniz anlamları farklı açılardan incelemenize yardımcı olan bir keşif alanıdır. Yalnız partnerinizin ne yaptığına değil, sizin nasıl karşılık verdiğinize de bakmanızı kolaylaştırabilir.
Keşif: İlişkini Anla’da keşfe başla
İlgili yazılar: Kavgayı kim başlattı? · Döngüyü fark etmek neyi değiştirir?
Araştırma notları
McGregor ve Holmes, zamana yayılan dört çalışmada ilişkiyle ilgili bir olayı anlatmanın sonraki düşünceleri nasıl etkilediğini inceledi. İlk çalışmada bir ilişki çatışması hakkında anlatılan hikâye, iki hafta sonra kimin suçlandığını etkiledi. Dördüncü çalışmada insanların gerçek ilişki çatışmaları hakkındaki düşünceleri, sekiz hafta sonra daha önce anlattıkları hikâyeye yaklaştı.
Pasupathi ve Rich, iki çalışmada toplam 100 aynı cinsiyetten arkadaş ikilisini inceledi. Katılımcılar yakın zamanda yaşadıkları bir olayı dikkatle dinleyen, dikkati dağılmış veya yalnız ilk çalışmada kendilerine karşı çıkan arkadaşlarına anlattı. Dikkati dağılmış birine anlatmak, katılımcıların kendileri hakkındaki düşüncelerini doğrulamasını zorlaştırdı. Karşı çıkan dinleyicilerde aynı sonuç görülmedi. Bu çalışma çift tartışmalarını değil, arkadaşlar arasındaki kişisel anlatımı ele aldı.
Kaynaklar
- McGregor, I., & Holmes, J. G. (1999). How storytelling shapes memory and impressions of relationship events over time. Journal of Personality and Social Psychology, 76(3), 403–419. https://doi.org/10.1037/0022-3514.76.3.403
- Pasupathi, M., & Rich, B. (2005). Inattentive listening undermines self-verification in personal storytelling. Journal of Personality, 73(4), 1051–1086. https://doi.org/10.1111/j.1467-6494.2005.00338.x



