‘Kim haklı?’ sorusundan, aramızda olanı birlikte görebilmeye

Bazı konuşmaların nasıl biteceğini daha başlarken biliyor gibi oluruz.
Bir kişi konuşmak ister. Diğeri susar ya da uzaklaşır. Biri sustukça diğeri daha çok soru sorar. Sorular arttıkça susan kişi daha da kapanır. Bir süre sonra asıl konu unutulur. Tartışma şuna dönüşür:
“Ben konuşmaya çalışıyorum, sen kaçıyorsun.”
“Ben sakinleşmeye çalışıyorum, sen üzerime geliyorsun.”
İki kişi de yalnızca karşısındakinin yaptığını görür. Oysa aralarında tekrar eden bir şey vardır: Birinin tepkisi diğerini etkiler; diğerinin verdiği karşılık da ilk kişiyi daha fazla aynı şekilde davranmaya iter.
Bu tekrar eden karşılıklı harekete döngü diyebiliriz.
Döngü nedir?
Döngü, bir kişinin huyu ya da değişmez özelliği değildir. İki kişinin belli bir konuda birbirine nasıl tepki verdiğini anlatır.
Örneğin bir kişi konuşma sırasında susabilir. Diğeri bu sessizliği “Beni önemsemiyor” diye yorumlayabilir. Bu yüzden daha çok soru sorar veya cevap almak için ısrar eder. İlk kişi de bu ısrarı baskı gibi hisseder ve daha fazla kapanır.
Ortaya şöyle bir sıra çıkar:
Biri susar → diğeri kaygılanır ve daha çok soru sorar → sorular ilk kişiyi bunaltır → ilk kişi daha fazla susar → diğerinin kaygısı büyür.
Burada yalnızca “Kim başlattı?” sorusuna cevap aramak yetmeyebilir. Çünkü tartışmayı başlatan olay geçmişte kalmış olsa bile, iki kişinin verdiği tepkiler konuşmayı bugün de sürdürüyor olabilir.
Bu yüzden şu sorular daha açıklayıcı olabilir:
- Karşımdaki kişi böyle davrandığında ben ne düşünüyorum ve ne hissediyorum?
- Bu duyguyla ne yapıyorum?
- Ben böyle davrandığımda karşımdaki kişi nasıl tepki veriyor?
- Onun yeni tepkisi beni yine baştaki davranışıma mı götürüyor?
Amaç suçlu bulmak değil, aynı tartışmanın nasıl tekrar ettiğini anlamaktır.
Aynı olay, iki farklı deneyim
Zor bir konuşmada çoğu zaman iki seçenek varmış gibi hissederiz: Ya ben haklıyım ya da sen. Senin kırıldığını kabul edersem kötü niyetli olduğumu kabul etmiş olurum. Benim bunaldığımı söylersen senin konuşma ihtiyacın önemsiz kalır.
Oysa aynı olay iki kişi tarafından farklı yaşanabilir.
Bir kişi şöyle düşünebilir:
“Şimdi konuşmazsak aramız daha da açılacak.”
Diğeri ise şöyle hissedebilir:
“Şimdi konuşmaya devam edersem söylemek istemediğim şeyler söyleyeceğim.”
Biri yakınlığı korumak için konuşmak ister. Diğeri ilişkiye zarar vermemek için ara vermek ister. İkisinin de niyeti ilişkiyi korumak olabilir. Ama kullandıkları yollar birbirini zorlayabilir.
İki deneyime aynı anda yer açmak, “İkiniz de eşit derecede haklısınız” demek değildir. Yalnızca birini anlamak için diğerini yok saymak gerekmediğini kabul etmektir.
Şu iki cümle aynı anda doğru olabilir:
“Bu konuyu konuşmak benim için önemli.”
“Şu anda konuşmaya devam etmek benim için çok zor.”
O zaman soru “Hangimizin ihtiyacı kazanacak?” değil, “İkimizin ihtiyacına da yer açan bir yol bulabilir miyiz?” olur.
Döngüyü görmek neden tek başına yetmez?
Aynı tartışmanın tekrar ettiğini fark etmek önemli bir başlangıçtır. Fakat bunu söylemek tek başına ilişkiyi değiştirmez. Hatta bazen başka bir suçlama biçimine dönüşebilir:
“İşte yine sustun.”
“Sen böyle yaptığın için yine aynı yere geldik.”
Değişim için yalnızca karşı tarafın ne yaptığını değil, kendi verdiğimiz tepkiyi de görmemiz gerekir.
Bu, “Bütün sorun bende” demek değildir. Şunu fark etmektir:
“Karşımdaki böyle davrandığında ben ne yapıyorum? Benim yaptığım şey konuşmanın devamını nasıl etkiliyor?”
Basit bir örneğe bakalım.
Birinci kişi şöyle diyebilir:
“Sen sustuğunda beni önemsemediğini düşünüyorum. Kaygılanıyorum ve cevap almak için daha çok soru soruyorum.”
Diğeri de şöyle diyebilir:
“Arka arkaya soru sorulduğunda sıkışmış hissediyorum. Kendimi korumak için susuyorum. Ben sustukça senin daha çok kaygılandığını şimdi daha iyi görüyorum.”
Bu konuşmada iki kişi de kendi yaşadığını anlatır. Aynı zamanda kendi tepkisinin diğer kişiyi nasıl etkilediğini görmeye başlar.
“Sen zaten böylesin” demek yerine şu söylenebilir:
“Bu olduğunda ben böyle tepki veriyorum. Ben böyle yaptığımda sen de şu şekilde karşılık veriyorsun. Sonunda ikimiz de istemediğimiz bir yere geliyoruz.”
Buradaki önemli değişiklik şudur: Artık sorun yalnızca karşıdaki kişinin huyu değildir. İki kişinin birlikte içine düştüğü ve birlikte değiştirmeyi deneyebileceği bir konuşma biçimi görünür hâle gelir.
Bilmek yerine sormak
Yakın olduğumuz kişiyi iyi tanıyabiliriz. Yüzünden, sesinden veya sessizliğinden ne hissettiğini tahmin edebiliriz. Ancak tahminimiz her zaman doğru olmayabilir.
Partnerlerin günlük duygularını inceleyen araştırmalar, insanların karşılarındaki kişinin duygusunu tahmin ederken kendi duygularından da etkilendiğini gösteriyor.
Örneğin ben kaygılıysam, partnerimin sessizliğini öfke gibi görebilirim. Kendimi değersiz hissediyorsam, onun yorgunluğunu ilgisizlik olarak yorumlayabilirim.
Bu nedenle tahmin etmek yerine sormak daha sağlam bir başlangıçtır:
- “Sessiz kaldığında ne yaşıyorsun?”
- “Bu konuyu açtığımda senin için zor olan ne?”
- “Şu anda konuşmaya mı, düşünmeye mi, biraz ara vermeye mi ihtiyacın var?”
Empatik doğruluk üzerine 21 çalışmayı bir araya getiren bir araştırma incelemesi, partnerin duygu ve düşüncelerini daha doğru anlayabilme ile ilişki doyumu arasında küçük ama anlamlı bir bağlantı buldu.
Bu araştırmanın bize söylediği şey “Partnerimizin zihnini okumayı öğrenmeliyiz” değildir. Tam tersine, onun ne hissettiğini bildiğimizi varsaymak yerine sormanın ve cevabını merak etmenin değerli olabileceğini gösterir.
Fark ettiğimiz anda ne yapabiliriz?
Tekrar eden konuşma biçimini fark ettiğimizde hemen büyük bir çözüm bulmamız gerekmez. Bazen kısa bir durak bile farklı bir karşılık vermemize yardım eder.
| Alışılmış cümle | Daha açık bir karşılık |
|---|---|
| “Benden yine kaçıyorsun.” | “Uzaklaştığını hissettiğimde kaygılanıyorum ve konuşmayı hızlandırıyorum. Şu an senin için ne oluyor?” |
| “Beni bunaltıyorsun.” | “Şu anda düşünmeye ihtiyacım var. Bu konunun senin için önemli olduğunu biliyorum. Ne zaman geri döneceğimizi belirleyelim mi?” |
| “Hep kendi istediğin olsun istiyorsun.” | “Burada ikimiz için de önemli olan şeyleri ayrı ayrı konuşabilir miyiz?” |
Bu cümleler her sorunu çözmez. Ama konuşmayı “Kim kazanacak?” mücadelesinden çıkarıp “Buradan sonra ikimiz için ne mümkün?” sorusuna taşıyabilir.
Küçük ve güvenilir bir adım
Bir kişi “Şimdi konuşalım” derken diğeri “Önce sakinleşmem gerek” diyebilir. Bu iki ihtiyaç birbirini yok etmek zorunda değildir.
Örneğin şöyle bir anlaşma yapılabilir:
“Yarım saat ara verelim. Saat sekizde bu konuya geri dönelim.”
Bu küçük düzenleme, bir kişiye düşünme alanı verirken diğerine konuşmanın unutulmayacağına dair güven verebilir. Ancak bunun işe yaraması için verilen saatte konuşmaya gerçekten dönmek gerekir.
İlişkiler üzerine yapılan çalışmalar, stres karşısında birbirine destek verme ve birlikte çözüm arama ile ilişki doyumu arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bu, her sorunun ortak sorumluluk olduğu anlamına gelmez. Ortak yaşamı etkileyen bir güçlüğe nasıl cevap vereceğimizi birlikte konuşabilmek anlamına gelir.
Birbirimizi etkilemek, eşit derecede sorumlu olmak değildir
Bu ayrım çok önemlidir.
İki kişinin davranışları birbirini etkileyebilir. Fakat bu, yapılan her şeyden ikisinin de eşit derecede sorumlu olduğu anlamına gelmez.
Bir tartışmada iki taraf da sesini yükseltmiş olabilir. Ancak tehdit etmek, fiziksel zarar vermek, takip etmek, parayı kontrol etmek veya korkutarak karşı tarafın davranışını belirlemek, bunu yapan kişinin sorumluluğundadır.
Şiddet, tehdit, ısrarlı takip veya zorlayıcı kontrol varsa “Senin bu durumdaki payın ne?” diye sormak doğru değildir. Öncelik güvenliktir.
Döngüleri anlamak, zarar veren davranışları açıklamak veya haklı göstermek için kullanılmamalıdır.
Kendi ilişkinizde bakabileceğiniz kısa bir örnek
Yakın zamanda yaşadığınız küçük bir anlaşmazlığı düşünün:
- Karşıdaki kişi ne yaptı? Yalnızca gördüğünüz davranışı yazın.
- Siz bu davranışa nasıl bir anlam verdiniz?
- Ne hissettiniz ve nasıl karşılık verdiniz?
- Sizin karşılığınızdan sonra o ne yaptı?
- Aynı sıra daha önce de yaşandı mı?
Son olarak şu soruyu düşünün:
“Bir dahaki sefer kendi tepkimde küçücük neyi farklı yapabilirim?”
Döngüyü fark etmek bir bitiş değil, başlangıçtır. Kendi ihtiyacımızı daha açık anlatmamıza, karşımızdakinin deneyimini gerçekten sormamıza ve aynı tartışmaya başka bir yerden başlamamıza yardım edebilir.
Karşılıklı etkiyi, tekrar eden döngüleri ve arada oluşanı sistemik bir bakışla kendi deneyiminizde keşfetmek isterseniz İlişkini Anla alanına göz atabilirsiniz.
Kaynaklar
- Falconier, M. K., Jackson, J. B., Hilpert, P., & Bodenmann, G. (2015). Dyadic coping and relationship satisfaction: A meta-analysis. Clinical Psychology Review, 42, 28–46. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2015.07.002
- Kouros, C. D., & Papp, L. M. (2019). Partners’ daily emotional experiences and empathic accuracy. Journal of Social and Personal Relationships. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29473151/
- Sened, H., et al. (2017). Empathic accuracy and relationship satisfaction: A meta-analytic review. Journal of Family Psychology, 31(6), 742–752. https://doi.org/10.1037/fam0000320
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez.


