Bir sorun olduğunda konuşmak istiyorsunuz. Ne olduğunu anlamak, yanlış anlaşılmayı gidermek ve ilişkinin yeniden iyi olduğundan emin olmak için sorular soruyorsunuz.
Eşiniz ise tam o sırada susuyor, kısa cevaplar veriyor veya odadan çıkıyor.
Siz daha açık olmaya çalıştıkça o daha çok kapanıyor. Sonunda iki taraf da aynı sonuca varıyor:
“Benimle konuşmayı önemsemiyor.”
“Ne söylersem söyleyeyim yetmeyecek.”
Bu sahne çoğu zaman “konuşan ve iletişim kurmayan eş” olarak anlatılır. Fakat yalnız kimin daha çok konuştuğuna bakmak, iki tarafın da neyi önlemeye çalıştığını kaçırır.
Aynı konuşma, iki ayrı tehlike
Konuşmak isteyen kişi için belirsizlik tehlikelidir. Sorun açıkta kaldığında bağın zedelendiğini, yanlış anlaşıldığını veya terk edileceğini hissedebilir. Konuşma, yakınlığı geri getirme yoludur.
Geri çekilen kişi için ise yoğunluk tehlikeli olabilir. Hızlı sorular, uzun açıklamalar ve hemen cevap verme beklentisi eleştiri, başarısızlık veya kontrol kaybı gibi yaşanabilir. Susmak, sistemi aşırı yükten koruma yoludur.
Yani biri konuşarak ilişkiyi korumaya çalışırken diğeri susarak ilişkiyi korumaya çalışıyor olabilir.
Niyetleri benzer olsa bile kullandıkları yollar birbirine tehdit gibi görünür.
Biri yakınlık ister ve yaklaşır → diğeri baskı hisseder ve uzaklaşır → uzaklaşma ilk kişinin kaygısını büyütür → daha yoğun yaklaşır → ikinci kişi daha fazla kapanır.
Bir süre sonra artık ilk mesele konuşulmaz. Tartışmanın konusu, neden konuşulamadığı olur.
“Ben sadece konuşmak istiyorum” gerçekten yalnız konuşmak mı?
Konuşmak isteyen tarafın ihtiyacı meşrudur. Fakat konuşmanın biçimini de merak etmek gerekir.
Bazen “konuşalım” daveti, karşı tarafın hemen hazır olması, aynı yorumu kabul etmesi ve güven verici cevabı üretmesi beklentisini taşır. Kişi cevabı duyana kadar soruyu farklı biçimlerde tekrar eder. Açıklama uzadıkça bunun yalnız anlaşılmak için olduğunu düşünür.
Karşı taraf ise konuşmaya değil, önceden belirlenmiş bir sonuca çağrıldığını hissedebilir.
Bu noktada konuşma yakınlık aracı olmaktan çıkar, kaygıyı düzenleme aracına dönüşür. İlk kişi ancak eşinden doğru tepkiyi aldığında sakinleşebiliyorsa, konuşmanın süresini ve zamanını kaygı belirler.
Bu, susan kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yalnızca döngünün diğer yarısını görünür kılar.
Sessizlik gerçekten ne söylüyor?
Sessizlik tek bir anlama gelmez. Kişi ne söyleyeceğini bilmiyor, yoğun duygudan donuyor, yanlış konuşmaktan korkuyor veya düşünmek için zamana ihtiyaç duyuyor olabilir.
Ama sessizlik bazen sorumluluktan kaçma, cezalandırma veya güç kurma biçimi de olabilir. Günlerce konuşmamak, karşı tarafı belirsizlikte bırakmak ve yalnız teslim olduğunda iletişime dönmek sıradan bir sakinleşme ihtiyacı değildir.
Ayırıcı nokta, geri çekilmenin ardından ilişkiye dönülüp dönülmediğidir.
“Şu an konuşamayacağım; bir saat sonra döneceğim” diyen kişi alan istiyor olabilir.
Konuyu süresiz kapatan ve her girişimi cezalandıran kişi ise ilişkinin ortak sorunundan çekiliyor olabilir.
Mola, konuşmanın sonu değil düzenlenmiş bir parçasıysa işe yarar. Dönüşü olmayan mola, diğer taraf için terk edilme deneyimine dönüşür.
Roller nasıl sabitlenir?
Tekrarlar sürdükçe biri “ilişkinin peşinden koşan”, diğeri “kaçan” kişi haline gelir. Peşinden koşan bütün duygusal emeği kendisinin yaptığını düşünür. Geri çekilen ise ilişkide kendisine hiç alan bırakılmadığını hisseder.
Her ikisi de diğerinin değişmesini bekler:
“O konuşsa ben bu kadar üzerine gitmem.”
“O üzerime gelmese ben konuşurum.”
Bu iki cümle birlikte sistemi kilitler. Herkes kendi davranışını diğerinin davranışına bağlar. Böylece değişimin ilk adımı kimsenin sorumluluğunda olmaz.
Oysa döngü tek bir noktadan yavaşlatılabilir: Yaklaşan kişi yoğunluğu düşürüp konuşmanın zamanını müzakere edebilir; geri çekilen kişi de ne zaman döneceğini belirleyip gerçekten geri gelebilir. Buradaki amaç kimin haklı olduğunu bulmak değil, iki korunma yolunun birbirini nasıl büyüttüğünü görmektir.
Bu farklılık ne zaman ilişki problemine dönüşür?
Bir kişinin konuşmak için daha çok zamana ihtiyaç duyması veya diğerinin sorunları hızla ele almak istemesi tek başına problem değildir. İki farklı düzenleme yolu, birbirine yer açabildiğinde birlikte yaşayabilir.
Problem, konuşmanın yalnız bir tarafın istediği zamanda ve yoğunlukta yapılabilmesi ya da geri çekilmenin bütün konuları süresiz kapatmasıyla başlar. Biri sürekli peşinden gitmek zorunda, diğeri sürekli kaçmak zorunda hissediyorsa tercih farkı katı bir ilişki düzenine dönüşmüştür.
Bir süre sonra taraflar konu açılmadan gerilir. Yaklaşan kişi doğru anı kollayıp kelimelerini tekrar tekrar düzenler. Geri çekilen kişi en küçük işareti yeni bir saatler süren tartışmanın başlangıcı sayar. İletişim artık sorun çözmekten çok beklenen tehlikeyi yönetmeye yarar.
Taraflardan biri döngüyü değiştirdiğinde
Konuşmayı kovalayan kişi geri çekilip alan bırakmaya karar verebilir. Fakat diğeri bu boşluğu konuşmaya dönmek için değil, konuyu tamamen kapatmak için kullanırsa ilk kişinin kaygısı daha da büyür.
Geri çekilen kişi de daha açık konuşmayı deneyebilir. Ancak ilk cümlesinin ardından çok sayıda soru, düzeltme veya geçmiş örnekle karşılaşırsa “Konuşmanın güvenli olmadığını” yeniden düşünür.
Değişim girişimi bu nedenle karşı tarafta hemen rahatlama yaratmayabilir. Yeni davranış eski korkunun içinden okunur: Alan vermek umursamamak, konuşmak yeni bir saldırı hazırlığı gibi görünebilir.
Bazen taraflardan biri gerçekten ilişki üzerindeki kontrolünü korumak için konuşmanın zamanını tek başına belirler. Bazen de kapasitesinin sınırını korumaya çalışır. Bu iki ihtimali ayırmak için yalnız davranışa değil, sonrasında ortak ilişkiye dönülüp dönülmediğine bakmak gerekir.
Biri aciliyeti, diğeri yoğunluğu içeriden bilir
Konuşmak isteyen kişi sorunun açıkta kaldığı her dakikada yaşadığı kaygıyı, zihninden geçen ihtimalleri ve ilişkiyi onarmak için ne kadar uğraştığını bilir. Eşi onun yalnız ısrarını, sorularını ve yükselen sesini görür.
Geri çekilen kişi de konuşma sırasında bedeninde oluşan yoğunluğu, kelime bulmakta zorlanmasını, yanlış cevap verme korkusunu ve sakinleşmek için ne kadar çaba harcadığını bilir. Diğeri yalnız sessizliği veya odadan çıkışını görür.
Bu nedenle iki taraf eşit olmayan bilgileri karşılaştırır:
“Ben bağlantı kurmak için ne kadar uğraştığımı biliyorum; senin yalnız kaçışını görüyorum.”
“Ben dağılmamak için ne kadar uğraştığımı biliyorum; senin yalnız baskını görüyorum.”
Her ikisi de diğerinin davranışını niyet gibi okuyabilir. Israr kontrol, sessizlik sevgisizlik ilan edilir. Oysa niyet ancak sorulabilir; etki ise yine de sorumluluk gerektirir.
İletişim talebi kişilik kusuruna dönüştüğünde
Yaklaşan kişi “muhtaç, takıntılı, dramatik veya aşırı talepkâr”; geri çekilen kişi “soğuk, kaçınan, bencil veya duygusuz” diye açıklanabilir.
Bu sözcükler yaşanan deneyimin bir parçasını tarif ediyor olabilir. Fakat bütün kişiyi açıkladıklarında konuşmanın biçimi ve geri dönüş sorumluluğu görünmez kalır.
Görülmediğini hisseden kişi daha çok konuşur ve daha eleştirel hale gelir. Eleştirilen kişi daha az kelime kullanır, daha uzun süre uzaklaşır. Birinin protestosu diğerinin kapanmasını; diğerinin kapanması ilk kişinin protestosunu büyütür.
Zamanla ilişki iki ayrı yalnızlığa dönüşebilir. Sorunlar yalnızca pratik olarak yönetilir, kırılgan duygular arkadaşlarla veya başka yakınlarla paylaşılır. Eşler birbirleriyle konuşmanın maliyetini çok yüksek bulduğu için yüzeysel bir barış içinde yaşayabilir.
Konuşma yeniden nasıl mümkün olabilir?
Önce hem konuşma ihtiyacı hem düzenlenme ihtiyacı meşru kabul edilmelidir. Fakat ikisi de diğerinin ilişki hakkını ortadan kaldıramaz.
Yaklaşan kişi tek konuşmada bütün güveni geri getirme beklentisini azaltabilir; konuyu somutlaştırabilir ve karşı tarafın düşünme süresine yer açabilir. Geri çekilen kişi ise mola istiyorsa dönüş zamanını belirlemeli ve gerçekten geri gelmelidir. Alan istemek, ortak problemi süresiz bırakma hakkı değildir.
Burada danışmanlık sürecinin görevi sessiz kişiyi konuşturup diğerinin istediği cevabı almasını sağlamak veya konuşmak isteyen kişiyi daha az ihtiyaç duyan birine dönüştürmek değildir. İki tarafın da kapasitesine uygun, ama ortak sorumluluğu koruyan yeni bir temas yolu kurmaktır.
Taraflardan biri bütün konuşmaları reddediyor, sessizliği cezalandırma veya güç aracı olarak kullanıyor ya da diğeri sınırları aşan biçimde takip ve baskı uyguluyorsa ilişki tek taraflı iletişim becerisiyle düzeltilemez. Güvenlik, sınırlar ve kişinin kendi katılımı ayrıca değerlendirilmelidir.
Asıl konuşma
“Ben konuştukça neden susuyor?” sorusu çoğu zaman onun iç dünyasında cevap arar.
Daha derin keşif ise şuradadır:
Ben konuşurken yalnız düşüncemi mi paylaşıyorum, yoksa ondan kaygımı yatıştırmasını mı bekliyorum?
O susarken kendini mi düzenliyor, yoksa ortak sorumluluktan mı çekiliyor?
Ben kendi aciliyetimin tamamını, onun yalnız sessizliğiyle mi karşılaştırıyorum?
O kendi yoğunluğunun tamamını, benim yalnız ısrarımla mı karşılaştırıyor?
Konuşmanın zamanını ve biçimini kim belirliyor?
Alan istemenin bir geri dönüşü var mı?
İkimiz de kendi korunma yolumuzun karşı tarafta yarattığı etkiyi görebiliyor muyuz?
Görünmeyen ilişki düzeni bazen konuşma ile sessizlik arasında kurulur. Biri sustukça diğeri daha çok konuşur; diğeri daha çok konuştukça ilki susmak için daha fazla neden bulur. İki kişi de bağı korumaya çalışırken bağı güvensiz hale getirebilir.
Bu yazı genel psikoeğitim amaçlıdır; kişisel değerlendirme veya danışmanlık yerine geçmez. Cezalandırıcı sessizlik, korkutma ve güç kullanımı sıradan bir iletişim farkı olarak ele alınmamalıdır.


