Çocuğumla aram neden düzelmiyor?

“Onun için her şeyi yaptım. İhtiyacı olduğunda yanındaydım. Okuluyla, sağlığıyla, geleceğiyle ilgilendim. Hatalarımı da kabul ettim. Buna rağmen benimle konuşmuyor. Neden?”

Bu soru yalnız çocuğun davranışını sormaz. İçinde daha ağır bir soru taşır:

Bunca emek verdiysem, ilişkimizin iyi olması gerekmez miydi?

Ebeveynin şaşkınlığı çoğu zaman buradan gelir. Yıllar boyunca verilen bakım, yapılan fedakârlık ve taşınan sorumluluk ile bugünkü uzaklık birbiriyle uyuşmaz görünür. Zihin bu çelişkiyi çözmek için hızlı açıklamalar üretir: Çocuk nankördür, yanlış insanlardan etkilenmiştir, fazla hassastır, geçmişi abartıyordur ya da ebeveyni cezalandırıyordur.

Bunların herhangi biri bazı durumlarda doğru olabilir. Fakat bu açıklamalar çok erken kabul edildiğinde daha önemli bir ihtimali görmemizi engeller:

Ebeveynin verdiği şey ile çocuğun aldığı şey aynı olmayabilir.

Aynı davranış, iki ayrı deneyim

Bir ebeveyn sık sık aradığında bunu ilgi olarak yaşayabilir. Çocuk aynı aramaları denetim gibi hissedebilir.

Ebeveyn çocuğun geleceği için kararlar alırken kendisini koruyucu görebilir. Çocuk, kendi kararlarına güvenilmediğini düşünebilir.

Ebeveyn yaptığı fedakârlıkları hatırlatarak sevgisinin büyüklüğünü anlatmak isteyebilir. Çocuk ise bu sözlerin içinde ödemesi gereken görünmez bir borç duyabilir:

Ben senin için bunları yaptıysam, sen de beni üzmemelisin.
Benimle yakın olmalısın.
Hayatını benim doğru bulduğum biçimde kurmalısın.
Benim iyi bir ebeveyn olduğumu kabul etmelisin.

Burada amaç ebeveynin sevgisini küçümsemek değildir. Sevgi gerçek olabilir. Emek de gerçek olabilir. Fakat ilişkilerde niyet, karşı tarafta oluşacak deneyimi tek başına belirlemez.

Bir insanın “Ben sevgi verdim” demesi ile diğerinin “Ben sevildim” diyebilmesi arasında bir ilişki alanı vardır. Görünmeyen düzen çoğu zaman bu alanda kurulur.

“Her şeyi yaptım” cümlesi merakı nasıl kapatabilir?

“Her şeyi yaptım” cümlesi ebeveyn açısından çaresizliğin ifadesidir. Fakat çocuk açısından konuşulacak yer bırakmayan bir sonuç cümlesi gibi duyulabilir.

Eğer ebeveyn zaten her şeyi doğru yaptıysa çocuğun önünde iki konum kalır:

  • Ebeveynin anlattığı hikâyeyi kabul etmek,
  • Ya da nankör, haksız ve sorun çıkaran kişi olmak.

Çocuk kendi deneyimini anlattığında ebeveyn hemen verdiği emekleri sıralıyorsa konuşma fark edilmeden bir mahkemeye dönüşür. Ebeveyn “Ben suçlu muyum?” sorusuna cevap arar; çocuk ise “Benim yaşadığım şeyin burada bir yeri var mı?” sorusunu sormaktadır.

İki taraf aynı konuşmada farklı davalara cevap verir.

Ebeveyn kendisini aklamaya çalıştıkça çocuk daha az anlaşılmış hissedebilir. Çocuk uzaklaştıkça ebeveyn verdiği emekleri daha güçlü hatırlatabilir. Böylece şu döngü oluşur:

Ebeveyn yakınlık ister ve emeğini anlatır → çocuk bunu baskı veya borç gibi yaşar → uzaklaşır → ebeveyn uzaklığı nankörlük ve haksızlık olarak okur → daha çok açıklama yapar, arar veya hesap sorar → çocuk daha fazla kapanır.

Bir süre sonra iki taraf da diğerinin davranışını kendi korkusunun kanıtı olarak görür.

Ebeveyn için:

“Bunca şey yaptım ama demek ki hiç değerim yok.”

Çocuk için:

“Ne söylersem söyleyeyim sonunda yine onun emeğini onaylamak zorunda kalacağım.”

Çocuğun uzaklığı ne söylüyor olabilir?

Uzaklık tek bir anlama gelmez. Çocuğun yaşına, gelişim dönemine, aile tarihine ve bugünkü koşullarına göre çok farklı işlevleri olabilir.

Bir ergen için uzaklık, kendi zihninin ve kararlarının sınırını kurma çabası olabilir. Yetişkin bir çocuk için yıllardır söyleyemediği bir kırgınlığı koruma yolu olabilir. Bazı çocuklar çatışmayı yönetemedikleri için konuşmaz. Bazıları söylediklerinin yeniden yorumlanacağını düşündüğü için susar. Bazıları da ilişki içinde kendilerine ait bir konum bulamadıklarında mesafeyi tek özerklik biçimi olarak kullanır.

Bu ihtimallerden hiçbiri dışarıdan kesin olarak bilinemez. Asıl mesele çocuğun uzaklığını hemen sevginin yokluğu, saygısızlık veya ceza olarak tanımlamadan önce şu soruya yer açabilmektir:

Bu mesafe onun için neyi mümkün kılıyor olabilir?

Belki sakin kalmayı. Belki kendi kararını duymayı. Belki yeniden suçlanmaktan korunmayı. Belki de ebeveynin henüz bilmediği bambaşka bir şeyi.

Ebeveynin asıl ihtiyacı yalnız konuşmak olmayabilir

“Benimle konuşsun” isteğinin içinde farklı arzular bulunabilir:

  • Çocuğun iyi olduğunu bilmek,
  • Yeniden yakınlık kurmak,
  • Hatalar için onarım yapmak,
  • Kötü bir ebeveyn olmadığından emin olmak,
  • Bunca emeğin boşa gitmediğini hissetmek,
  • Çocuğun kendi hikâyesini değil, ebeveynin hikâyesini doğrulamasını istemek.

Bu arzular birbirinden ayrılmadığında çocuğa yapılan davet ağırlaşır. Görünürde “Konuşalım” denir; fakat altta “Beni affet, beni haklı bul, verdiğim emeği kabul et ve yeniden yakın ol” beklentileri birlikte taşınır.

Çocuk bu yükü hissediyorsa bir konuşmaya değil, sonucu önceden belirlenmiş bir onarım törenine çağrıldığını düşünebilir.

O halde ebeveynin kendisine sorması gereken soru yalnız “Onu nasıl konuşturabilirim?” değildir:

Eğer konuştuğunda benim duymak istemediğim bir şey söylerse, onu yine de dinleyebilir miyim?

Onarım bazen doğru cümleden önce bir konum değişikliğidir

İlişkiyi onarmak için kullanılacak iyi bir cümle elbette önemlidir. Fakat aynı ilişki konumundan söylenen yeni bir cümle eski anlamı taşımaya devam edebilir.

“Savunmaya geçmeden seni dinleyeceğim” demek, ebeveyn ilk zor cümlede kendi fedakârlıklarını sıralamaya başlıyorsa çok az şey değiştirir.

Asıl değişim, ebeveynin kendi iyi niyetinden vazgeçmesi değildir. İyi niyetinin çocuğun deneyimini bütünüyle belirlemediğini kabul edebilmesidir:

Seni sevmiş olabilirim ve bazı davranışlarım sana ağır gelmiş olabilir.
Çok emek vermiş olabilirim ve yine de seni bazı yerlerde görememiş olabilirim.
Senin anlattığın deneyim, benim bütün ebeveynliğimin mahkûm edilmesi anlamına gelmek zorunda değil.

Bu konum, çocuğun her yorumunu nesnel gerçek olarak kabul etmek değildir. İki ayrı deneyimin aynı ailede bulunabileceğini taşımaktır.

Uzaklık ne zaman ilişki problemine dönüşür?

Her uzaklık bozulmuş bir ilişki göstermez. Ergenin odasına çekilmesi, yetişkin çocuğun kendi hayatına öncelik vermesi veya ebeveyniyle her ayrıntıyı paylaşmaması gelişimsel ayrışmanın parçası olabilir. Yakınlık, sürekli haberleşmek veya aynı düşünmek değildir.

Uzaklık; iki tarafın da konuşma girişimlerini tehdit olarak yaşamaya başladığı, çocuğun ancak tamamen geri çekilerek kendisini koruyabildiği veya ebeveynin yakınlığı yeniden kurmak için suçluluk, borç ve baskı kullanmaya yöneldiği zaman daha ciddi bir ilişki problemine dönüşür.

Burada belirleyici olan temasın sıklığından çok esnekliğidir. Çocuk yaklaşmak ve uzaklaşmak arasında kendi gelişimine uygun hareket edebiliyor mu? Ebeveyn, çocuğun ayrı bir özne olmasını ilişkinin kaybı saymadan taşıyabiliyor mu? Bir kırgınlık konuşulduğunda taraflardan biri bütünüyle kötü ilan edilmeden o deneyime yer açılabiliyor mu?

İlişki yalnız bir biçimde sürdürülebiliyorsa katılaşmıştır: Çocuk uyum sağladığında huzur oluyor, itiraz ettiğinde bağ tehdit ediliyorsa; ya da ebeveyn ne söylerse söylesin geçmişteki tek bir konuma hapsediliyorsa, taraflar artık bugünkü birbirleriyle değil, sabitlenmiş hikâyelerle ilişki kuruyor olabilir.

Ebeveyn değişmek istediğinde çocuk neden hemen yaklaşmayabilir?

Ebeveyn ilişkiyi değiştirmek istediğinde anlaşılır biçimde karşılık bekler. Daha az aramaya, daha çok dinlemeye veya hatasını kabul etmeye başlamışsa çocukta da hızlı bir yumuşama görmek ister.

Fakat çocuk yeni davranışın kalıcı olup olmadığını henüz bilmiyor olabilir. Özellikle geçmişte konuşmalar savunma, öfke veya suçlulukla sonuçlandıysa bir süre mesafesini koruyabilir. Bu, değişimi cezalandırdığı anlamına gelmek zorunda değildir; erken güvenmekten korunuyor olabilir.

Ebeveyn bu temkinliliği “Ne yapsam yetmiyor” diye okuyup eski açıklama ve baskı yollarına dönerse çocuk da değişimin geçici olduğuna inanır. Böylece iki taraf birbirinin korkusunu doğrular:

Ebeveyn yaklaşır ve hızlı karşılık bekler → çocuk temkinli kalır → ebeveyn reddedildiğini düşünüp ısrar eder veya öfkelenir → çocuk daha fazla uzaklaşır → ebeveyn çocuğun hiç onarım istemediğine inanır.

Değişim bazen önce ilişkide değil, değişimi başlatan kişinin tutarlılığında görünür. Çocuğun hemen yakınlaşmaması, yeni konumun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Ebeveyn kendi emeğini içeriden, çocuğun deneyimini dışarıdan bilir

Ebeveyn yıllar boyunca yaptığı fedakârlıkları içeriden bilir. Uykusuz kaldığı geceleri, ekonomik sıkışıklıkları, ertelediği ihtiyaçları, verdiği zor kararları ve çocuğu için taşıdığı kaygıyı hatırlar.

Çocuk bunların ancak bir kısmını görür. O ise kendi iç dünyasını içeriden bilir: Hangi sözün onda utanç yarattığını, hangi yardımın borç gibi hissettirdiğini, ne zaman yalnız kaldığını ve kendi kararının nasıl karşılandığını.

Ebeveyn de çocuğun bu deneyiminin ancak görünen kısmını bilir.

Bu nedenle iki taraf eşit olmayan bilgileri karşılaştırabilir:

Ebeveyn, verdiği emeğin tamamını çocuğun gösterdiği yakınlıkla karşılaştırır.
Çocuk, yaşadığı etkinin tamamını ebeveynin görebildiği iyi niyetle karşılaştırır.

Ebeveyn “Bütün bunları senin için yaptım” derken çocuk “Ama bunların bende neye dönüştüğünü bilmiyorsun” diyebilir. Çocuk “Beni hiç görmedin” derken ebeveyn “Hayatımın büyük kısmını sana göre kurdum” diye düşünebilir.

Bu iki cümle birbirini otomatik olarak çürütmez. Aynı ilişkinin içeriden yaşanan iki farklı maliyetini gösterir. Onarım, hangi hikâyenin doğru olduğuna karar vermekten önce bu bilgi farkını kabul etmeyi gerektirebilir.

Yakınlık talebi kişilik yargısına dönüştüğünde

Taraflar birbirlerinin deneyimini duyamadığında açıklamalar kolayca kişilik yargısına dönüşür.

Ebeveyn çocuğu nankör, aşırı hassas, başkalarının etkisinde veya cezalandırıcı olarak görebilir. Çocuk ebeveyni yalnız kontrolcü, bencil veya değişmesi imkânsız biri olarak tanımlayabilir.

Bu tanımlardan bazıları yaşanmış davranışlara dayanabilir. Fakat kişiyi bütünüyle açıklamaya başladıklarında bugünkü karşılaşma ihtimalini daraltırlar. Artık her yeni davranış eski hükmün kanıtı olarak okunur.

Çocuk sınır koyduğunda ebeveyn bunu sevgisizlik sayar; ebeveyn temas kurduğunda çocuk bunu yeni bir kontrol girişimi olarak görür. Biri daha çok açıklama yaptıkça diğeri daha az dinler. Biri daha az dinledikçe ilki daha güçlü bir dil kullanır.

Yıllar içinde mesafe aile düzeninin normu olabilir. Görüşmeler yüzeysel kalır, önemli konular başka insanlarla paylaşılır, aile buluşmalarında kırılgan alanlardan kaçınılır. Taraflar birbirlerini sevmeye devam etseler bile temas, eski yaranın yeniden açılmaması için daraltılır.

Bu ilişkide değişim mümkün mü?

Mümkün olabilir; fakat ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki eşit güçte iki yetişkin ilişkisi gibi ele alınamaz. Çocuğun yaşı küçüldükçe güvenliği, gelişimsel ihtiyacı ve bakım sorumluluğu ebeveyndedir. Yetişkin çocukla ilişkide de geçmişteki güç farkının etkileri bir anda ortadan kalkmaz.

Onarım için ebeveynin iyi niyetini kanıtlamasından çok, davranışının etkisini merak edebilmesi önemlidir. Çocuğun anlatacaklarını duymak, her ayrıntıya katılmak değildir; onun deneyimini ebeveynin karakteri hakkında kesin bir hükme çevirmeden taşıyabilmektir.

Onarımın karşılıklı bir temasa dönüşebilmesi için çocuğun da zamanla katılmaya istek duyması gerekir; fakat bu isteği üretme sorumluluğu çocuğa yüklenemez. İstek zorlanamaz ve yakınlık borç olarak talep edilemez. Özellikle yetişkin çocuk konuşmayı reddediyorsa ebeveyn ilişkiyi iki kişi adına onaramaz. Kendi davranışını, ulaşma biçimini, sınırlarını ve beklentilerini değiştirebilir; karşılığın zamanını belirleyemez.

Birlikte yürütülen danışmanlık sürecinin amacı çocuğu yeniden uyumlu hale getirmek ya da ebeveyni bütünüyle suçlu ilan etmek değildir. Amaç, iki deneyimin de konuşulabildiği, sorumluluğun yaşa ve güce uygun yerde tutulduğu ve yakınlığın zorlanmadan yeniden müzakere edilebildiği bir alan kurmaktır.

Belki başlangıç sorusu değişmeli

“Bunca şey yaptığım halde neden benimle konuşmuyor?” sorusu cevabı çocuğun içinde arar.

Daha keşfedici soru ise şuna dönüşebilir:

Ben verdiğim emekle aramızda nasıl bir ilişki oluşacağını varsaydım?
Çocuğumun bana yakınlığı, benim iyi bir ebeveyn olduğumun kanıtına mı dönüştü?
Onun benden farklı bir hikâye anlatmasına gerçekten ne kadar yer var?
Ben kendi emeğimin tamamını, onun yalnız görebildiğim davranışıyla mı karşılaştırıyorum?
O ilişkiyi değiştirmeye hazır değilse, benim daha güvenli ve tutarlı bir ebeveyn konumunda kalmam ne anlama gelir?
Yakınlık hemen geri gelmese bile, ilişki içinde daha güvenli bir konum kurabilir miyim?

Bu sorular çocuğun uzaklığını hemen çözmez. Fakat ebeveyni “haklılığını kanıtlama” konumundan çıkarıp yeniden ilişkiyi keşfetme konumuna taşıyabilir.

Bazen onarımın ilk işareti çocuğun hemen konuşması değildir. Ebeveynin, çocuğun konuşup konuşmamasını kontrol etmeden merakını ve ulaşılabilirliğini sürdürebilmesidir.

Emek, bağ kurmanın çok değerli bir parçasıdır. Ama yakınlığın garantisi veya karşı taraftan tahsil edilecek bir alacak değildir. Yakınlık, iki kişinin deneyiminin de ilişki içinde yer bulabildiği zaman yeniden oluşabilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez. Çocuğun yaşı, gelişimsel durumu, güvenliği ve ailedeki güç ilişkileri her somut durumda ayrıca değerlendirilmelidir.

Yaşamca Blog