“Eşim bana neden böyle davranıyor?”
Bu soru çoğu zaman bir açıklamadan fazlasını ister. Kişi yaşadığı şeyin rastlantısal olmadığını bilmek, davranışı anlamlı bir yere yerleştirmek ve bundan sonra ne yapacağını kestirmek ister.
Zihin belirsizlikten hoşlanmadığı için hızlı cevaplar üretir: Bencil olduğu için. Bağlanmaktan korktuğu için. Çocukluğunda bunları yaşadığı için. Beni sevmediği için. Kontrol etmek istediği için.
Bu açıklamalardan biri doğru olabilir. Fakat bir etiketi doğru bulmak, ilişkiyi gerçekten anlamakla aynı şey değildir. Hatta bazen etiket, merakı çok erken bitirir. “O böyledir” dediğimiz anda davranışın ne zaman ortaya çıktığını, neyi önlediğini, karşı tarafta ne ürettiğini ve zamanla nasıl güçlendiğini araştırmayı bırakırız.
Davranış yalnız kişinin içinden çıkmaz
Bir insanın davranışını anlamak için en az üç alana bakmak gerekir:
- Kişinin kendi geçmişi, korkuları ve kapasiteleri,
- İçinde bulunduğu güncel koşullar,
- İlişki içinde tekrar eden etkileşim sırası.
Örneğin eşlerden biri zor bir konu açıldığında susuyor olabilir. “Duyarsız” açıklaması mümkündür. Ama susmak aynı zamanda kavganın büyümesini önleme, yanlış bir şey söylememe, yoğun duyguyu yönetme veya karşı tarafın uzun eleştirisinden korunma çabası olabilir.
Diğer eş sessizliği ilgisizlik olarak okur. Daha çok soru sorar, açıklama ister ve sesini yükseltir. Sessiz kalan kişi bunu baskı olarak yaşar ve daha fazla kapanır.
Ortaya şu düzen çıkar:
Biri cevap ister → diğeri baskı hisseder ve susar → sessizlik ilk kişinin kaygısını artırır → daha çok cevap ister → ikinci kişi daha çok kapanır.
Bir süre sonra ikisi de diğerinin davranışını kendi yorumunun kanıtı sayar:
“Bak, ne kadar konuşsam da umursamıyor.”
“Bak, ağzımı açsam yine üzerime gelecek.”
Artık davranış yalnız kişinin özelliği değildir. İlişki içinde bir cevap haline gelmiştir.
“Neden?” sorusu bazen yanlış yerde cevap arar
“Neden böyle?” sorusu sebebi geçmişte veya kişilikte bulmaya çalışır. Oysa sistemik bir bakış önce zaman sırasını araştırır:
Bu davranış tam olarak ne zaman başlıyor?
Hemen öncesinde ne oluyor?
Ben bu davranışı nasıl yorumluyorum?
O yorumla ne yapıyorum?
Benim yaptığım şey karşı tarafta ne üretiyor?
Bu sıra ikimizin hangi korkusunu doğruluyor?
Bu sorular davranışı mazur göstermez. Sorumluluğu daha somut hale getirir. “Sen ilgisizsin” yerine “Ben bu konuyu açtığımda telefona bakmaya başlıyor, ben sesimi yükseltiyorum, sen odadan çıkıyorsun ve konu günlerce kapanıyor” diyebilmeyi sağlar.
Kişilik hakkında tartışmak zordur. Tekrarlanan bir sırayı görmek ise değişimin nerede mümkün olabileceğini gösterir.
Davranışın ilişki içinde gördüğü işlev
Tekrarlanan davranışlar çoğu zaman kısa vadede bir şeyi çözer.
Öfke, çaresizlik hissini örtebilir. Kontrol, belirsizliği azaltabilir. Susmak, gerilimi geçici olarak durdurabilir. Aşırı açıklama yapmak, yanlış anlaşılma korkusunu yatıştırabilir. Sürekli yardım etmek, gerekli ve değerli hissettirebilir.
Davranış uzun vadede ilişkiye zarar verirken kısa vadede kişiyi koruyorsa kolayca bırakılmaz. Kişiye yalnız “Bunu yapma” demek yetersiz kalır; çünkü o davranışın yerine neyin geçeceği belli değildir.
Örneğin kontrol eden kişiden kontrolü bırakmasını istemek, onun belirsizliğe nasıl dayanacağını konuşmadan mümkün olmayabilir. Susarak sakinleşen kişiden hemen konuşmasını istemek, yoğun duyguyu nasıl taşıyacağını araştırmadan işe yaramayabilir.
Peki sorumluluk nerede?
Bir davranışın ilişki içinde oluştuğunu söylemek, iki tarafın her şeyden eşit derecede sorumlu olduğu anlamına gelmez.
Hakaret, tehdit, korkutma, ekonomik kontrol veya şiddet yalnızca “iki kişilik dans” diye açıklanamaz. Güç farkı ve kişinin kendi davranışından sorumluluğu açıkça korunmalıdır.
Benzer biçimde, karşı tarafın tepkisini anlamak ona katlanmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bir davranışın nedenini anlayabilir ve yine de “Bu biçimde konuşulan bir ilişkide kalmayacağım” diyebiliriz.
Sistemik bakış sorumluluğu dağıtmaz; sorumluluğu daha doğru yere koymaya çalışır. Kişi kendi davranışından sorumludur. Aynı zamanda bu davranışın hangi ilişkisel koşullarda ortaya çıktığını görmek değişim ihtimalini artırabilir.
Döngü ne zaman ilişki problemine dönüşür?
Her çift zaman zaman aynı tartışmaya dönebilir. Bir örüntü; tarafların seçeneklerini daralttığında, konuşulan konudan bağımsız olarak hep aynı rolleri çağırdığında ve iki kişinin birbirini artık yalnız o roller üzerinden görmesine yol açtığında kalıcı bir probleme dönüşür.
Bir taraf her durumda “duyarsız ve kaçan”, diğeri “talepkâr ve üzerine gelen” kişi ilan edilmişse yeni bilgiye yer kalmaz. Sessizlik düşünme ihtiyacı değil umursamazlık; soru sormak yakınlık çabası değil kontrol olarak okunur. Taraflar davranış ortaya çıkmadan bile niyeti bildiklerini düşünür.
Bu noktada sorun yalnız tartışmanın sertliği değildir. İlişkinin merak kapasitesi azalmıştır. İnsanlar birbirlerine cevap vermeden önce kendilerini eski saldırıdan korumaya başlarlar.
Taraflardan biri farklı davranmaya başladığında
Döngüyü gören kişi aynı tepkiyi vermemeye karar verebilir. Daha az açıklayabilir, sesini yükseltmeden konuşabilir, hemen peşinden gitmeyebilir veya geri çekilmek yerine duygusunu söylemeye çalışabilir.
Fakat sistemdeki bir hareket değiştiğinde diğer taraf hemen rahatlamayabilir. Eski sıra bozulduğu için kaygılanabilir, yeni davranışı samimiyetsiz bulabilir veya eski cevabı almak için kendi tepkisini geçici olarak artırabilir.
Örneğin yıllardır tartışmada geri çekilen kişi konuşmaya başladığında eşi bunu yeni bir eleştiri dalgası gibi duyabilir. Sürekli açıklayan kişi geri çekilip alan bıraktığında diğeri bunu cezalandırıcı sessizlik veya sevgisini çekme olarak yorumlayabilir.
Bu tepki bazen mevcut gücü koruma çabasıdır. Bazen de tanıdık düzen bozulduğunda ne olacağını bilememenin yarattığı güvensizliktir. Değişimin ilk anda dirençle karşılaşması, eski davranışın doğru olduğunu göstermez; yeni davranışın anlamının henüz ortaklaşmadığını gösterir.
Kendi niyetimizi içeriden, diğerinin etkisini dışarıdan değerlendiririz
İnsan kendi davranışının arkasındaki bütün bilgiyi bilir. Sesini neden yükselttiğini, ne kadar sabrettiğini, hangi cümleleri söylememek için kendisini tuttuğunu ve aslında ne anlatmaya çalıştığını içeriden yaşar.
Karşı taraf ise niyeti değil davranışın kendisinde bıraktığı etkiyi yaşar. Aynı biçimde onun sessizliğinin içindeki korkuyu veya zihinsel yoğunluğu değil, kendisinde yarattığı yalnızlığı görürüz.
Bu bilgi farkı nedeniyle iki kişi şu cümlelerde kilitlenebilir:
“Ben yalnız anlaşılmaya çalışıyorum.”
“Sen beni sıkıştırıyorsun.”
“Ben sadece sakinleşmek istiyorum.”
“Sen beni yok sayıyorsun.”
Her biri kendi amacı hakkında daha fazla, davranışının karşı taraftaki etkisi hakkında daha az bilgiye sahiptir. Diğerinin ise etkisini görür, içindeki mücadeleyi göremez.
Bu nedenle ilişkiyi anlamak niyet ile etkiyi yarıştırmak değildir. İkisini aynı anda tutabilmektir:
Bunu beni incitmek için yapmamış olabilirsin; yine de bende bu etki oluştu.
Ben kendimi korumaya çalışıyor olabilirim; kullandığım yol seni yalnız bırakmış olabilir.
İlişkisel bilgi kişilik hükmüne çevrildiğinde
Değişim konuşması kolayca bir karakter tartışmasına dönebilir. Biri diğerini narsist, kaçınan, aşırı hassas, kontrolcü veya sevgisiz diye açıklar. Diğeri de bu değerlendirmeyi karşı saldırıyla cevaplar.
Etiket bazen yaşanan ciddi bir davranışı adlandırma ihtiyacından doğar. Fakat karşı tarafın her tepkisini tek bir kişilik özelliğine bağladığında ilişkinin somut sırası görünmez olur.
Bir kişi “Bu konuşmalarda kendimi yalnız hissediyorum” dediğinde cevap “Senin terk edilme korkun var” olursa deneyimi konuşulmadan açıklanmış olur. “Sesin yükseldiğinde kapanıyorum” diyen kişiye “Sen zaten yakınlıktan kaçıyorsun” dendiğinde davranışın etkisi yine duyulmaz.
Taraflar giderek daha çok kanıt toplar. Her tartışma, diğerinin bozukluğunu gösteren yeni bir dosya haline gelir. Böylece problem çözülmez; iki ayrı iddianame büyür.
Bu döngü nasıl değişebilir?
İlk adım, karakter tartışmasını somut sıraya çevirmektir. “Sen hep böylesin” yerine neyin ne zaman olduğunu, hangi anlamın verildiğini ve hangi cevabın geldiğini tarif etmek gerekir.
İkinci adım, her kişinin yalnız niyetini değil etkisini de üstlenebilmesidir. İyi niyet zararı sıfırlamaz; zarar vermek de her zaman kötü niyet kanıtı değildir.
Üçüncü adım, değişim için iki kişinin de bir davranış alanı seçmesidir. Biri konuşmanın yoğunluğunu azaltırken diğerinin geri dönüş sorumluluğu alması gibi. Yalnız bir tarafın daha çok uyumlanmasına dayanan çözüm, döngüyü başka biçimde sürdürebilir.
Bir danışmanlık sürecinin amacı kimin eşini doğru tanımladığını belirlemek veya birini diğerinin istediği kişiye dönüştürmek değildir. Amaç, iki tarafın da kendi korunma yolunu ve bunun karşı taraftaki etkisini görebildiği; farklı ihtiyaçların, güç farklarının ve sorumlulukların birlikte konuşulabildiği bir alan kurmaktır.
Taraflardan biri bütün konuşmaları reddediyor, davranışının etkisini hiç kabul etmiyor veya korku ve güç kullanıyorsa ilişki iki kişi adına tek taraflı olarak değiştirilemez. Diğer kişi yine de kendi katılımını, sınırlarını ve güvenliğini değerlendirebilir.
Asıl soru belki şudur
“Eşim bana neden böyle davranıyor?” sorusu karşı tarafın içinde kesin bir cevap arar.
Daha derin soru ise şöyledir:
Bu davranış onun için neyi çözüyor?
Ben bu davranışa hangi anlamı veriyorum?
Verdiğim anlam beni hangi role sokuyor?
Ben o role girdiğimde aramızdaki düzen nasıl tamamlanıyor?
Ben kendi niyetimin tamamını, onun yalnız görünen davranışıyla mı karşılaştırıyorum?
Farklı bir şey yaptığımda eşim bunu nasıl anlamlandırıyor?
Bu düzenin sürmesi kime ne sağlıyor, kime neye mal oluyor?
Bu soruların cevabı her ilişkide farklıdır. Ama bir şeyi değiştirir: Kişiyi yalnızca karşı tarafın gizli nedenini bulmaya çalışan konumdan çıkarıp, aralarında kurulmuş düzeni görebilen bir konuma taşır.
Belki davranışın tek bir nedeni yoktur. Geçmiş, kişilik, güncel stres, sınırlı kapasite ve ilişki içindeki tekrarlar birlikte çalışıyordur.
Görünmeyen ilişki düzeni tam da burada ortaya çıkar: İki insanın ayrı ayrı anlamlı görünen korunma yolları, bir araya geldiklerinde ikisinin de istemediği bir ilişki üretir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez. Şiddet, tehdit ve güvenlik riski sıradan ilişki döngüsü olarak ele alınmamalıdır.