Bir insan davranışlarını değiştirmiş, özür dilemiş, daha sakin konuşmaya başlamış ve geçmişteki hatalarını kabul etmiş olabilir. Buna rağmen karşı taraf hâlâ mesafeli durabilir.
Bu durumda en acı veren düşünce şudur:
Daha ne yapmam gerekiyor?
Bu soru bir süre sonra öfkeye dönüşebilir. Değişmeye çalışan kişi çabasının görülmediğini, cezalandırıldığını veya karşı tarafın ilişkiyi düzeltmek istemediğini düşünür.
Fakat burada iki farklı süreç birbirine karışıyor olabilir: davranış değişikliği ve ilişki onarımı.
Değişim kişinin, onarım ilişkinin yaşadığı bir süreçtir
Bir insan kendi davranışını değiştirmeye karar verebilir. Daha az bağırabilir, daha çok sorumluluk alabilir veya sadakat ihlalinden sonra daha açık davranabilir.
Ancak “Ben değiştim” demek, diğer kişinin bedeninde ve zihninde güvenin geri döndüğü anlamına gelmez.
Güven çoğu zaman bir kararla değil, tekrar eden yeni deneyimlerle oluşur. Karşı taraf sözleri değil, zaman içindeki tutarlılığı gözler. Yeni davranışın bir kriz dönemi tepkisi mi, yoksa kalıcı bir düzen mi olduğunu henüz bilmiyor olabilir.
Bu nedenle mesafe bazen cezalandırma değil, erken inanmaktan korunma biçimidir.
“Doğru yaptım” kimin ölçüsüne göre?
Kişi yapılması gerekenleri kendi açısından tamamlamış olabilir:
- Özür diledim.
- Telefonumu açık tuttum.
- Eve zamanında geldim.
- Tartışmadım.
- Danışmanlığa başladım.
Bunların hepsi değerli olabilir. Fakat karşı taraf için kırılan şey yalnız bu davranışlar değildir. Görülmemek, yıllarca yalnız kalmak, kendi gerçekliğinden şüphe etmek veya karar süreçlerinden dışlanmak gibi daha geniş bir deneyim olabilir.
Bir taraf “Davranışı düzelttim” derken diğer taraf “Yaşadığım şey hâlâ anlaşılmadı” diyebilir.
İki kişi yine farklı davalara cevap verir.
Çaba ne zaman görünmez bir borca dönüşür?
Değişim gösteren kişi fark etmeden şu beklentiyi taşıyabilir:
Ben üzerime düşeni yaptıysam sen de artık bana güvenmeli, yakınlaşmalı ve eski ilişkiye dönmelisin.
Bu beklenti çok insani olsa da onarımı zorlaştırabilir. Çünkü karşı tarafın temposu yeni bir hak ihlali gibi yaşanır.
“Ben değiştim, sen hâlâ neden böylesin?” cümlesi, geçmişte değişmesi istenen kişinin bu kez değişimi talep eden konuma geçmesidir. İlişkinin içeriği değişmiş görünür; fakat bir tarafın diğerinin temposunu belirlediği eski düzen devam edebilir.
Karşı taraf da mesafesini bir güç aracına dönüştürebilir. Hiçbir değişimi tanımamak, belirsiz bir süre boyunca cezalandırmak veya ilişki hakkında hiçbir sorumluluk almamak başka bir katı düzendir.
Bu nedenle onarım yalnız bir kişinin çabasını değil, iki kişinin bugünkü katılımını da konuşmalıdır.
“Benimle konuşmuyor” tam olarak ne demektir?
Bazen kişi gündelik konularda konuşur ama kırılma hakkında konuşmaz. Bazen aynı evdedir fakat duygusal temas kurmaz. Bazen konuşmaya başlamış, fakat diğer tarafın hemen sonuç istemesi nedeniyle yeniden kapanmıştır.
“Konuşmuyor” ifadesini somutlaştırmadan anlam üretmek zordur:
Hangi konuda konuşmuyor?
Ne zaman kapanıyor?
Konuşmaya başladığında ne oluyor?
Siz ondan ne duymayı bekliyorsunuz?
O konuşmanın sonunda ne olacağından korkuyor olabilir?
Bazen konuşma daveti aslında bir anlaşma talebidir: “Benim değiştiğimi kabul et.” Bazen de karşı taraf konuşursa yeniden ikna edilmeye, suçlanmaya veya acele ettirilmeye maruz kalacağını düşünür.
Onarımın görünmeyen koşulu
Onarımın en zor yanlarından biri şudur: İnsan çabasının sonucunu kontrol edemez.
Özür dileyebilir ama affedilmeyi zorlayamaz. Değişebilir ama karşı tarafın kalmasını garanti edemez. Daha güvenli davranabilir ama güvenin hangi hızda döneceğini belirleyemez.
Bu, değişimi anlamsız yapmaz. Değişimin gerçek ölçüsünü ortaya çıkarır:
Ben bu davranışı yalnız ilişki eski haline dönsün diye mi değiştiriyorum, yoksa bunun daha sorumlu bir yaşama biçimi olduğuna gerçekten inanıyor muyum?
Karşılığın geciktiği yerde değişimin niteliği görünür hale gelir.
Onarım ne zaman yeni bir probleme dönüşür?
Değişim çabası ilişkiye yeni deneyimler getiriyorsa umut yaratabilir. Fakat onarım, bir tarafın yaptıklarını sıraladığı ve diğerinin ne zaman normale döneceğinin beklendiği bir bekleme odasına dönüşürse yeni bir problem oluşur.
Değişen kişi sürekli takdir ve güven işareti arar. İncinmiş kişi her yumuşadığında erken teslim olmuş gibi hisseder. Biri “Daha ne yapmalıyım?” derken diğeri “Benim ne kadar acı çektiğim yine görülmüyor” diye düşünür.
Bu düzende geçmişteki kırılma kadar bugünkü onarım mücadelesi de ilişkiyi yormaya başlar. Çaba görünmez borca, temkinlilik cezaya ve her konuşma değişimin gerçek olup olmadığının sınavına dönüşür.
Bir taraf yakınlaşmak istediğinde diğeri neden geri çekilebilir?
Değişim gösteren kişi yeniden yakınlık kurmak için daha çok konuşmak, birlikte zaman geçirmek veya geçmişi kapatmak isteyebilir. Karşı taraf ise tam bu aşamada daha fazla mesafe isteyebilir.
Bu tepki dışarıdan inat, cezalandırma veya gücü elinde tutma çabası gibi görünebilir. Bazen gerçekten mesafe bir güç aracına dönüşür. Fakat bazen kişi yeniden umutlanmanın ve sonra yeniden incinmenin riskinden korunuyordur.
Öte yandan değişmeye çalışan kişi de dışarıdan sabırsız görünebilirken içeride yoğun bir belirsizlik taşıyor olabilir. İlişkinin sürüp sürmeyeceğini bilmemek, yaptığı çabanın hiçbir karşılığı olmayacağından korkmak veya sürekli geçmişteki haliyle görülmek ağır gelebilir.
İki taraf da kendi korkusunu içeriden, diğerinin davranışını dışarıdan bilir:
Biri kendi çabasının bütün ayrıntılarını, diğerinin yalnız mesafesini görür.
Diğeri kendi yarasının bütün tarihini, karşı tarafın yalnız bugünkü iyi davranışını görür.
Bu bilgi farkı iki samimi deneyimi karşı karşıya getirebilir. “Gerçekten değişiyorum” ile “Henüz güvende hissetmiyorum” aynı anda doğru olabilir.
Onarım talebi kişilik yargısına dönüştüğünde
Taraflar belirsizliğe dayanamadığında birbirlerini açıklamaya başlayabilir.
Değişen kişi karşı tarafı kindar, doyumsuz, cezalandırıcı veya geçmişe saplanmış olarak görebilir. İncinmiş kişi ise onu manipülatif, sabırsız, yalnız sonucu isteyen veya aslında hiç değişmemiş biri diye değerlendirebilir.
Bu yorumlardan bazıları somut davranışlara dayanabilir. Fakat bütün konuşmanın yerine geçtiklerinde iki taraf da yalnızca savunma üretir. Artık “Güvenin oluşması için neye ihtiyaç var?” sorusu değil, “Hangimiz sorunlu?” sorusu konuşulur.
Bir taraf daha çok kanıt sunar: yaptığı değişiklikleri, gittiği görüşmeleri, tuttuğu sözleri sıralar. Diğeri değişimin eksik kaldığı her anı hatırlatır. Herkes kendi davasını güçlendirdikçe ortak bir gelecek tasarlamak zorlaşır.
Çözümsüzlük nasıl yeni ilişki düzenine dönüşür?
Bu süreç uzadığında taraflar sabit rollere yerleşebilir. Biri sürekli kendisini kanıtlayan, diğeri güven verilip verilemeyeceğine karar veren kişi olur. İlişkinin bütün enerjisi sınava ve değerlendirmeye gider.
Yakınlaşma anları bile rahat değildir. Değişen kişi “Nihayet düzeldi” diye hızlanabilir; incinen kişi bu hızdan ürküp yeniden kapanabilir. Kapanma ilk kişiye bütün çabasının boşa gittiğini düşündürür ve öfkesini artırır.
Biri yakınlık ister → diğeri henüz hazır olmadığı için geri çekilir → ilk kişi bunu ceza sayıp baskıyı artırır → ikinci kişi değişimin yine kendi temposunu yok saydığına inanır → daha fazla kapanır.
Bir süre sonra konuşmalar yalnız geçmişteki olay hakkında değil, onarımın neden gerçekleşmediği hakkında da çatışmalı hale gelir. Taraflar başkalarıyla daha doğal konuşabilirken birbirlerinin yanında sürekli tetikte yaşayabilir.
Onarım hangi koşullarda ilerleyebilir?
Önce onarımın neye benzeyeceği konuşulmalıdır. “Eskisi gibi olmak” belirsiz ve bazen imkânsız bir hedeftir. Bunun yerine hangi davranışların güveni destekleyeceği, hangi konuların henüz zor olduğu ve ilerlemenin nasıl fark edileceği somutlaştırılabilir.
Değişen kişinin sorumluluğu yalnız yeni davranışı başlatmak değil, bunun zaman içinde tutarlı olmasını sağlamaktır. İncinmiş kişinin sorumluluğu ise ilişkiye devam etmeyi seçiyorsa bugünkü deneyimi de görebilmek ve onarım sürecindeki kendi katılımını konuşabilmektir. Bu, affetmeye veya yakınlaşmaya zorlanması anlamına gelmez.
Bir danışmanlık süreci, değişen kişiye beraat belgesi vermek ya da incinen kişiyi daha hızlı affetmeye ikna etmek için yürütülmez. İki tarafın da etkisini, ihtiyacını, sınırını ve geleceğe ilişkin gerçek seçimini konuşabildiği ölçüde işe yarar.
Taraflardan biri yalnız geçmişteki hatanın sonsuza kadar ilişkinin bütün gücünü belirlemesini istiyor ya da diğeri yalnız yaptığı birkaç değişiklikle konunun kapanmasını talep ediyorsa yeni bir ortaklık kurulamaz. Onarım, iki kişinin de bugünkü ilişkiye özgürce katılmasını gerektirir.
Yeni soru
“Her şeyi doğru yaptım; neden konuşmuyor?” sorusu çabanın karşılığını sorar.
Daha derin sorular ise şunlar olabilir:
Ben onarımı hangi davranışların tamamlanması olarak görüyorum?
Karşı taraf için kırılan şey neydi?
Onun temposunu kendi değişimimin kanıtı olarak mı kullanıyorum?
Ben kendi çabamın tamamını, onun yalnız görünen mesafesiyle mi karşılaştırıyorum?
Güvenin geri geldiğini hangi somut deneyimlerden anlayacağız?
Konuşmaya gerçekten açık mıyım, yoksa belirli bir sonucu duymak mı istiyorum?
İlişki eski haline dönmeyecekse, yeni ve daha dürüst bir ilişkinin biçimi ne olabilir?
Onarım bazen yakınlığın hemen geri gelmesi değildir. İki kişinin geçmiş hakkında aynı düşünmek zorunda kalmadan bugünkü ilişkiye nasıl katılacaklarını yeniden belirlemesidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez.