“Kaç kere söyledim. Benim için önemli olduğunu biliyor. Hâlâ yapmıyorsa demek ki istemiyor.”
Bu düşünce güçlüdür; çünkü karmaşık ve incitici bir duruma net bir anlam verir. Karşı taraf davranışını değiştirmiyorsa, ilişkiye yeterince önem vermiyordur. Böylece belirsizlik biter.
Bazen bu sonuç doğrudur. Bir insan değişimin bedelini ödemek istemeyebilir, mevcut düzenden yararlanabilir veya sizi kaybetmeyeceğine güvenerek sorumluluğu erteleyebilir.
Fakat “yapmıyor” ile “istemiyor” arasında her zaman doğrudan bir çizgi yoktur. İstemek, bir davranışın oluşması için gerekli olabilir; her zaman yeterli değildir.
Niyet ile kapasite aynı şey değildir
Bir kişi daha iyi dinlemek isteyebilir ama eleştiri duyduğunda hızla savunmaya geçiyor olabilir. Öfkesini kontrol etmek isteyebilir ama yoğun duyguyu fark etme ve düzenleme becerisi sınırlı olabilir. Ev içindeki sorumluluğu paylaşmak isteyebilir ama planlama, takip ve alışkanlık kurma kapasitesi gelişmemiş olabilir.
Bu örneklerde niyet vardır; davranışı sürdürecek kapasite aynı ölçüde yoktur.
Tersi de mümkündür. Kişi ne yapması gerektiğini bilir, yapabilecek durumdadır, fakat çaba göstermek istemez. “Ben böyleyim” diyerek değişimin yükünü karşı tarafa bırakır.
Dışarıdan iki durum aynı görünebilir: davranış değişmemiştir. Fakat ilişkisel anlamları farklıdır.
Bu nedenle yalnız sonuca bakmak yetmez. Değişimin nasıl denendiğine bakmak gerekir.
“Yapamıyorum” ne zaman açıklama, ne zaman sığınaktır?
Kapasite sınırlılığı gerçek olabilir. Fakat bazen “Yapamıyorum” cümlesi konuşmayı kapatmak için kullanılır. Kişi zorlandığını söyler ama etkisini merak etmez, destek aramaz, yeni bir yol denemez ve aynı davranışın sonuçlarını partnerinin taşımasını bekler.
Burada önemli işaret, kusursuz başarı değil, değişime katılımdır:
Sorunu kendi sorunu olarak görebiliyor mu?
Verdiği etkiyi savunmaya geçmeden duyabiliyor mu?
Denediği şey başarısız olduğunda başka bir yol arıyor mu?
Hatırlatma ve takip yükünü yine size mi bırakıyor?
Küçük de olsa sürdürülebilir bir farklılık oluşuyor mu?
Kapasitesi sınırlı olan ama sorumluluk alan biri “Bunu bir anda yapamıyorum; fakat öğrenmek için şu adımı atıyorum” diyebilir. Motivasyonu olmayan biri ise kapasite dilini kullanıp bütün emeği karşı tarafa bırakabilir.
“İstese yapardı” cümlesi neyi korur?
Bu cümle yalnız karşı taraf hakkında bir yargı değildir. Bazen incinen kişiyi de zor bir gerçekle karşılaşmaktan korur.
Eğer sorun yalnızca niyetse, çözüm daha nettir: Ya seviyor ya sevmiyor, ya önemsiyor ya önemsemiyor. Oysa kapasite sorusu daha rahatsız edicidir. Karşı taraf sizi seviyor olabilir ama ihtiyaç duyduğunuz ilişkiyi kurabilecek durumda olmayabilir.
Bu ihtimalde kötü niyetli bir suçlu bulamazsınız. Yine de karşılanmayan önemli ihtiyaçlarınız vardır.
Sevginin varlığı ile ilişkinin yeterliliği aynı şey değildir. Bir insan iyi niyetli olabilir ve yine de sizin için sürdürülemez bir ilişki kurabilir.
Bu ayrım, kişiyi şu güç soruyla karşılaştırır:
“Beni seviyor mu?” değil, “Bugünkü kapasitesi ve değişime katılımıyla bu ilişki benim için yaşanabilir mi?”
Fazla anlayış da düzeni koruyabilir
Karşı tarafın kapasite sınırlılığını görmek şefkat yaratabilir. Fakat bu anlayış bazen sorumluluğu görünmez biçimde devralmaya dönüşür.
“Zorlanıyor” diye onun yerine planlar, hatırlatır, duygusunu düzenler ve sonuçlarını telafi edersiniz. Kısa vadede ilişki yürür. Uzun vadede bir taraf daha az kapasite kullanırken diğer taraf iki kişilik işlev görmeye başlar.
O zorlanır → siz devralırsınız → sonuçlarla karşılaşmaz → öğrenme ihtiyacı azalır → siz onun daha da yapamadığına inanırsınız → daha çok devralırsınız.
Burada merhamet ile aşırı işlev birbirine karışmıştır. Destek olmak, diğer kişinin gelişim sorumluluğunu üstlenmek değildir.
Kapasite farkı ne zaman ilişki problemine dönüşür?
İnsanların dikkat, planlama, yakınlık ve duygu düzenleme kapasiteleri aynı değildir. Bir alanda daha yavaş öğrenmek veya dönemsel olarak daha az yapabilmek tek başına ilişki problemi değildir.
Problem, kapasite farkının değişmez bir sorumluluk dağılımına dönüşmesiyle başlar. Bir kişi sürekli hatırlatan, düzenleyen, telafi eden ve sonuçları taşıyan kişi olurken diğeri “Ben yapamıyorum” cümlesinin arkasında kalıyorsa ilişki eşit yetişkin ortaklığından uzaklaşır.
Benzer biçimde, daha fazla kapasitesi olan kişi diğerinin her farklı yöntemini yetersizlik sayıyor, öğrenmesine izin vermiyor veya bütün karar hakkını elinde tutuyorsa gelişim alanı kapanır.
Ayırıcı nokta kimin daha yetenekli olduğu değil; kapasite farkının konuşulabilir, gelişebilir ve yeniden düzenlenebilir olup olmadığıdır.
Değişim istendiğinde neden savunma ortaya çıkar?
“Bunu artık senin yapmanı istiyorum” cümlesi yalnız görev talebi olarak duyulmayabilir. Karşı tarafta “Yetersizsin”, “Bunca zamandır hiçbir işe yaramadın” veya “Sevilmek için değişmek zorundasın” anlamını taşıyabilir.
Utanç devreye girdiğinde kişi sorumluluk almak yerine savunabilir, küçümseyebilir veya bütünüyle geri çekilebilir. Bu tepki dışarıdan isteksizlik ya da mevcut rahatlığını koruma çabası gibi görünür. Bazen gerçekten öyledir. Bazen de kişi yapamayacağını düşündüğü bir alanda yeniden başarısız olmaktan kaçıyordur.
Değişim isteyen tarafın da kendi aciliyeti vardır. Yıllardır sonuçları taşıdığı için artık öğrenme süresine sabrı kalmamış olabilir. Karşı tarafın küçük adımlarını değil, hâlâ kendi üzerinde kalan yükü görür.
İki taraf böylece birbirinin bugünkü davranışını farklı bir tarihin içinden okur.
Biri çabasını, diğeri sonucu bilir
Davranışı değiştirmekte zorlanan kişi niyetini, kaç kez denediğini, ne kadar zihinsel çaba harcadığını ve başarısız olduğunda yaşadığı utancı içeriden bilir.
Etkilenen kişi ise tutulmayan sözleri, aksayan işleri, yalnız kaldığı anları ve telafi etmek zorunda kaldığı sonuçları ayrıntısıyla bilir. Karşı tarafın iç çabasını doğrudan göremez.
Bu nedenle biri “Gerçekten uğraşıyorum” derken diğeri “Ama hiçbir şey değişmiyor” diyebilir. İki cümle aynı anda doğru olabilir.
Tersi de geçerlidir: Etkilenen kişi talebini dile getirene kadar ne kadar beklediğini ve kaç çözüm denediğini bilir. Diğeri yalnız son konuşmadaki sert tonu görüp onu sabırsız veya talepkâr sayabilir.
Buradaki bilgi farkı niyetin yeterli olduğunu göstermez. Yalnızca çaba ile sonucu aynı şey sanmadan konuşmayı gerektirir. İlişkide güven, görünmeyen niyet kadar görünen ve sürdürülen davranışa da dayanır.
Roller nasıl ebeveyn–çocuk düzenine dönüşür?
Bir taraf sürekli hatırlatıyor, takip ediyor ve sonucu kontrol ediyorsa zamanla yönetici ya da ebeveyn konumuna geçebilir. Diğer taraf ise sorumluluğu ancak söylendiğinde alan, hata yaptığında savunan veya izin isteyen kişi haline gelir.
Bu düzen iki taraf için de küçültücüdür. Yükü taşıyan kişi eş değil bakım veren gibi hisseder; diğeri ise ne yapsa denetlenen ve yetersiz görülen biri olur.
Değişim talebi sertleştikçe utanç ve kaçış artar. Kaçış arttıkça ilk kişi daha çok denetler. Sonunda “İstese yapardı” ile “Ne yapsam beğenmiyor” birbirini doğrulayan iki hikâyeye dönüşür.
Taraflar başkalarının yanında yetkin ve anlayışlı olabilirken birbirlerinin yanında hızla bu rollere girebilir. İlişki artık kapasite geliştiren değil, iki kişinin sınırlılığını tekrar tekrar kanıtlayan bir alan olur.
Değişim neye bakılarak anlaşılır?
İyi niyet tek başına ölçülemez; fakat sorumluluğa katılım görünür hale getirilebilir. Kişi sorunu kendi sorunu olarak tanıyor mu? Destek ve yöntem arıyor mu? Takip yükünü karşı tarafa bırakmadan bir düzen kuruyor mu? Başarısız olduğunda etkisini sahiplenip yeniden deniyor mu?
Diğer taraf da gelişme için gerçek bir alan bırakıyor mu? Sorumlulukla birlikte yöntem ve hata hakkını devredebiliyor mu? Kusursuzluk beklemeden, fakat bütün sonucu yeniden üstlenmeden durabiliyor mu?
Bu konu danışmanlığa taşındığında amaç, söz konusu alanda zorlanan kişiyi zorla daha işlevli hale getirmek veya daha çok taşıyan kişiyi sınırsız sabra ikna etmek değildir. Nelerin gerçekten yapılamadığı, nelerin öğrenilebileceği, kimin hangi bedeli taşıdığı ve her iki kişinin ortaklığa ne ölçüde katıldığı araştırılır.
Kişi hiçbir değişim sorumluluğu almıyor, yalnız iyi niyetini tekrar ediyor ve sonuçları sürekli partnerine bırakıyorsa ilişki onun potansiyeline dayanarak sürdürülemez. Diğer kişi bugünkü davranışa ve kendi sınırlarına göre karar vermek zorundadır.
Sonuç davranışta görünür
Niyet içeridedir; doğrudan ölçülemez. Bu nedenle yalnız söze dayanmak da yalnız sonuca bakmak da eksik kalır.
Daha gerçekçi değerlendirme üç alanı birlikte tutar:
- Şu anda neyi yapabiliyor?
- Yapamadığı şeyi geliştirmek için ne yapıyor?
- Bu süreçte ortaya çıkan bedeli kim taşıyor?
- Bir tarafın görünmeyen çabası ile diğer tarafın yaşadığı görünür sonuç birlikte konuşulabiliyor mu?
Bir insan gerçekten isteyip yine de zorlanabilir. Fakat istemek, zorlanmasının etkisini görmeye ve kendi payına düşen çalışmayı üstlenmeye yöneltir. Değişim yavaş olabilir; sorumluluk yine de görünür hale gelir.
“İstese yapardı” yerine sorulabilecek daha derin soru şudur:
Bu kişinin niyeti ile kapasitesi arasındaki açıklık ne kadar?
O açıklığı kapatmak için çalışan kim?
Ben onun potansiyeliyle mi, bugünkü davranışıyla mı ilişki kuruyorum?
Değişim umudunu hangi somut verilere dayandırıyorum?
Görünmeyen ilişki düzeni bazen bir tarafın sürekli söz vermesi, diğer tarafın ise o sözlerin gerçekleşmesi için bütün sistemi taşımasıyla kurulur. Asıl mesele, kişinin isteyip istemediğini zihninden okumak değil; değişim sorumluluğuna fiilen katılıp katılmadığını görebilmektir.
Bu yazı genel psikoeğitim amaçlıdır; kişisel değerlendirme veya danışmanlık yerine geçmez.


