Zor konuşmalarda talep ve geri çekilme döngüsü

Biri konuşmayı sürdürürken diğeri neden uzaklaşır?

Zor konuşmalarda talep ve geri çekilme döngüsü

“Bu konuyu şimdi konuşmamız gerekiyor.”

“Şu anda konuşmak istemiyorum.”

“İşte yine kaçıyorsun.”

“Sen de yine üzerime geliyorsun.”

Bu konuşma size tanıdık geliyor mu?

Bir kişi sorunu konuşmak ve çözmek ister. Diğeri susar, konuyu erteler veya odadan çıkar. İlk kişi bu uzaklığı gördükçe daha çok soru sorar. İkinci kişi sorular arttıkça daha fazla baskı hisseder ve daha çok kapanır.

Birinin konuşmayı zorlaması, diğerinin geri çekilmesiyle büyüyen bu tekrar eden harekete talep–geri çekilme döngüsü denir.

Bu adlandırma, bir kişiyi “talepkâr”, diğerini “kaçan kişi” ilan etmek için kullanılmaz. Aynı insan bir konuda konuşmak için ısrar ederken başka bir konuda susabilir. Önemli olan kişinin nasıl biri olduğu değil, belirli bir konu açıldığında iki kişi arasında ne olduğudur.

Konuşmakta ısrar eden kişi ne istiyor olabilir?

Konuşmayı sürdürmek isteyen kişi her zaman kavga çıkarmaya çalışmıyor olabilir. Çoğu zaman önemli bir ihtiyaca ulaşmaya çalışır:

  • Sorunun çözülmesini istemek,
  • Belirsizliğin bitmesini beklemek,
  • Duygusunun anlaşıldığını görmek,
  • İlişkide hâlâ önemli olduğunu hissetmek,
  • Bir davranışın değişmesini istemek,
  • Konu şimdi kapanırsa bir daha hiç açılmayacağından korkmak.

Bu kişi için konuşmak, ilişkiyle ilgilenmek anlamına gelebilir. “Bu sorunu önemsiyorsak konuşmalıyız” diye düşünebilir.

Karşı taraf sustuğunda yalnızca bir konuşma kesilmiş olmaz. Kişi bunu “Beni önemsemiyor”, “Sorunumuzu umursamıyor” veya “Yine yalnız kaldım” şeklinde yorumlayabilir. Kaygısı arttıkça daha çok anlatır, yeni sorular sorar, geçmişten örnekler verir veya hemen cevap ister.

Niyeti yakınlık kurmak olsa da karşı taraf bunu baskı olarak yaşayabilir.

Geri çekilen kişi neye ihtiyaç duyuyor olabilir?

Konuşmadan uzaklaşan kişi de her zaman ilgisiz değildir. Susmasının veya ara vermek istemesinin farklı nedenleri olabilir:

  • Sakinleşmek ve düşünmek,
  • Öfkeyle kırıcı bir şey söylemekten kaçınmak,
  • Eleştirildiğini veya yetersiz bulunduğunu hissetmek,
  • Ne cevap verirse versin yetmeyeceğini düşünmek,
  • Tartışmanın büyümesinden korkmak,
  • Kendi duygusunu henüz anlayamamış olmak.

Bu kişi için geri çekilmek, ilişkiyi bırakmak değil, kendisini veya konuşmayı korumak anlamına gelebilir.

Fakat bunu açıklamadan sustuğunda, karşı taraf sessizliğin nedenini bilemez. Boşluğu çoğu zaman en korktuğu anlamla doldurur: “Benden vazgeçiyor” veya “Hiç umurunda değilim.”

İki kişinin çabası nasıl birbirini zorlar?

Biri ilişkiyi korumak için konuşur. Diğeri ilişkiye zarar vermemek için ara verir. İkisi de anlaşılır bir şey yapmaya çalışıyor olabilir. Ama yaptıkları şeyler karşı tarafta tam tersine dönüşebilir.

Şöyle bir sıra oluşur:

Biri konuyu açar → diğeri sıkışır ve susar → sessizlik ilk kişiyi kaygılandırır → ilk kişi daha çok soru sorar → sorular ikinci kişiyi daha çok bunaltır → ikinci kişi daha fazla uzaklaşır.

Bir süre sonra asıl konu kaybolur. Ev işleri, para, aile sınırları veya yakınlık konuşulmaz olur. Tartışma kişiliklere yönelir:

“Seninle hiçbir şey konuşulmuyor.”
“Sana ne söylesem yetmiyor.”
“Çok bencilsin.”
“Çok baskıcısın.”

İki taraf da karşısındakinin davranışını kendi korkusunun kanıtı olarak görür. Biri “Gerçekten umursamıyor” der. Diğeri “Gerçekten ne yapsam yetmeyecek” diye düşünür.

Aynı kişi bazen konuşur, bazen susar

Talep etmek ve geri çekilmek değişmez kişilik özellikleri değildir. Roller konuya göre değişebilir.

Bir kişi ev işlerinin paylaşımı konuşulurken değişim isteyen taraf olabilir ve konuşmayı sürdürür. Aynı kişi kendi ailesiyle ilgili sınırlar konuşulduğunda eleştirildiğini hissedip kapanabilir.

Christensen ve Heavey’nin çiftlerle yaptığı araştırmada da hem kadınların hem erkeklerin, kendilerinin değişmesini istediği konu konuşulduğunda daha fazla talep etmeye yönelebildiği görüldü. Bu sonuç, davranışın yalnızca cinsiyet veya kişilikle açıklanamayacağını gösterir. O konuşmada kimin neyin değişmesini istediği de önemlidir.

Bu nedenle şu soru yardımcı olabilir:

“Bu konuşmada kim neyin değişmesini istiyor? Diğer kişi neyi korumaya çalışıyor?”

Ara vermek, konuyu kapatmak değildir

Yoğun bir konuşmaya ara vermek yararlı olabilir. Ancak “Şimdi konuşamam” deyip konuyu bir daha açmamak, karşı tarafın güvenini zedeler.

İyi bir ara üç şeyi içerir:

  1. Kişi şu anda neye ihtiyacı olduğunu söyler.
  2. Konunun önemli olduğunu kabul eder.
  3. Konuşmaya ne zaman döneceğini açıklar.

Örneğin:

“Şu anda çok doluyum ve sağlıklı düşünemiyorum. Bu konu senin için önemli; benim için de kapanmış değil. Yarım saat ara verip saat sekizde tekrar konuşalım mı?”

Bu cümlede kişi hem sınır koyar hem de ilişkiden kaybolmadığını gösterir.

Fakat güven için en önemli şey, söylediği saatte konuşmaya gerçekten dönmesidir. Sürekli verilen ama tutulmayan dönüş sözleri, “ara verme”yi zamanla “kaçma” gibi hissettirebilir.

Konuşmak isteyen kişi neyi farklı yapabilir?

Bir konunun önemli olduğunu söylemekle, karşı tarafı o anda cevap vermeye zorlamak aynı şey değildir.

Konuşmayı sürdüren kişi kendisine şu soruları sorabilir:

  • İhtiyacımı mı anlatıyorum, yoksa karşımdakinin vereceği cevabı da ben mi belirliyorum?
  • Tek bir konuyu mu konuşuyorum, geçmişte yaşanan her şeyi mi sıralıyorum?
  • Cevabını dinliyor muyum, yoksa yalnızca benimle aynı fikirde olmasını mı bekliyorum?
  • Ara verme isteğini hemen reddedilme olarak mı görüyorum?

Şöyle bir başlangıç daha az baskı yaratabilir:

“Bu konu benim için önemli. Şimdi on dakika konuşup sonra nasıl devam edeceğimize karar verebilir miyiz?”

Kişi ihtiyacından vazgeçmez. Yalnızca konuşmanın süresini ve amacını daha açık hâle getirir.

Geri çekilen kişi bağı nasıl koruyabilir?

Geri çekilen kişi sessizliğinin ne anlama geldiğini açıklayabilir. Böylece karşı taraf neden uzaklaştığını tahmin etmek zorunda kalmaz.

Örneğin:

  • “Senden uzaklaşmak istemiyorum. Şu anda düşünmeye ihtiyacım var.”
  • “Bu konuşmayı önemsiyorum, fakat sesimiz yükselirken devam edemiyorum.”
  • “Ne düşündüğümü anlamadan cevap verirsem yanlış konuşabilirim. Yarın öğleden sonra bu konuya döneceğim.”

Bu cümlelerin işe yaraması için yalnız söylenmeleri yetmez. Kişinin konuşmaya gerçekten dönmesi gerekir. Böylece verdiği mesaj şudur:

“Ara verdim ama kaybolmadım.”

Aynı konuşma biçimini birlikte fark etmek

Çiftler zamanla “Yine aynı yere geldik” diyebilir. Bu cümle yalnızca karşı tarafı işaret ederse yeni bir suçlama olur:

“Sen sustuğun için yine aynı şey oldu.”

Daha açıklayıcı bir cümle iki tarafın yaptığını da gösterir:

“Sen sustuğunda ben daha çok konuşuyorum. Ben hızlandıkça sen daha çok kapanıyorsun. Sonunda ikimiz de anlaşılmadığımızı hissediyoruz. Biraz yavaşlayıp başka bir yol deneyebilir miyiz?”

Burada hiç kimse bütün suçu üstlenmez. Her kişi kendi tepkisini ve bu tepkinin konuşmaya yaptığı etkiyi görür.

Her sessizlik aynı değildir

Sessizlik bazen sakinleşme ihtiyacıdır. Bazen de karşı tarafı cezalandırmak, belirsizlikte bırakmak veya istediğini yaptırmak için kullanılabilir.

Benzer şekilde konuşmayı sürdürmek bazen yakınlık arayışıdır. Bazen de karşı tarafın açıkça söylediği sınırı kabul etmeyen ısrarlı bir baskıya dönüşebilir.

Bu farkı anlamak için yalnızca davranışa değil, ortamın bütününe bakmak gerekir:

  • Kişi korkuyor mu?
  • Hayır deme hakkı var mı?
  • Verilen ara gerçekten sona eriyor mu?
  • Sessizlik cezalandırmak için mi kullanılıyor?
  • Israr, kişinin uzaklaşmasına izin vermeyecek kadar yoğun mu?

Şiddet, tehdit, ısrarlı takip veya zorlayıcı kontrol varsa öncelik daha iyi konuşmak değil, güvenliği değerlendirmektir. Birbirimizi etkiliyor olmamız, zarar veren davranıştan ikimizin de eşit sorumlu olduğu anlamına gelmez.

Bir sonraki konuşmadan önce

Zor bir konuyu açmadan önce şu üç soru düşünülebilir:

  1. Bu konuşmada benim için önemli olan nedir?
  2. Karşımdaki kişiden tam olarak ne istiyorum: Dinlemesini mi, cevap vermesini mi, bir davranışı değiştirmesini mi?
  3. Konuşma yoğunlaşırsa ne kadar ara vereceğiz ve ne zaman geri döneceğiz?

Talep–geri çekilme döngüsü, bir taraf konuşmaktan vazgeçtiğinde veya diğer taraf her an konuşmaya hazır olduğunda değişmez. Değişim, konuşma ihtiyacı ile alan ihtiyacının güvenilir bir düzen içinde buluşmasıyla başlayabilir.

Karşılıklı etkiyi, tekrar eden döngüleri ve arada oluşanı sistemik bir bakışla kendi deneyiminizde keşfetmek isterseniz İlişkini Anla alanına göz atabilirsiniz.

Kaynak

  • Christensen, A., & Heavey, C. L. (1990). Gender and social structure in the demand/withdraw pattern of marital conflict. Journal of Personality and Social Psychology, 59(1), 73–81. https://doi.org/10.1037/0022-3514.59.1.73

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel danışmanlık yerine geçmez.

Yaşamca Blog